Pir Sultan Abdal Kimdir? Hayatı, Türküleri ve Anadolu’daki İzleri

Anadolu’nun İçinden Çıkan Bir Ses

Bazı insanlar vardır, öldükten sonra sadece isimleri kalır. Bazıları ise türkü olur, söz olur, halkın hafızasına yerleşir. Pir Sultan Abdal tam olarak böyle biri. Aradan yüzlerce yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ onun dizeleri söyleniyor, bağlamalar onun sözleriyle çalıyor. Çünkü o sadece şiir yazan biri değildi. O, yaşadığı dönemin vicdanı gibiydi.

Bugün bir köy kahvesinde otursanız, yaşlı bir amcanın dilinden onun bir deyişini duyabilirsiniz. Üniversitedeki bir genç de onu dinliyor, bağlama kursuna giden çocuk da. Bu kolay kolay olacak bir şey değil. Demek ki Pir Sultan’ın anlattığı dertler hâlâ insanların içinde bir yere dokunuyor.

Üstelik bunu süslü saray diliyle yapmıyor. En önemli taraflarından biri bu. Halk nasıl konuşuyorsa o da öyle konuşuyor. İçten, doğrudan ve filtresiz. O yüzden okurken insan “Bu adam gerçekten yaşamış bunu” hissine kapılıyor.


Pir Sultan’ın Yaşadığı Dönem

Pir Sultan Abdal’ın 16. yüzyılda Sivas’ın Banaz köyü civarında yaşadığı düşünülüyor. Osmanlı’nın güçlü olduğu dönemlerden biri ama halk açısından bakınca işlerin çok da kolay olduğu söylenemez. Vergiler ağır, baskılar fazla, mezhep gerilimleri yüksek. İnsanlar hem ekonomik hem sosyal anlamda zor zamanlardan geçiyor.

İşte Pir Sultan böyle bir ortamda ortaya çıkıyor. Bugün bazı sanatçılar “Toplumsal meseleler beni ilgilendirmez” diyebiliyor ama Pir Sultan tam tersiydi. O, halkın yaşadığı sıkıntıları görmezden gelmedi. Aksine onları şiirlerinin merkezine koydu.

Zaten onu diğer halk ozanlarından ayıran taraflardan biri de bu oldu. O sadece aşk ya da doğa anlatmadı. Halkın öfkesini, kırgınlığını ve adalet arayışını da anlattı.

Bir anlamda dönemin muhalif sesi gibiydi.


Halkın Dilini Kullanması

Pir Sultan’ın şiirlerini bugün bile rahat okuyabilmemizin sebebi kullandığı dil. Ağır, karmaşık, anlaşılması zor bir anlatımı yok. Sanki yanınızda oturup konuşuyor gibi.

Bu yüzden halk onu sevmiş. Çünkü insanlar kendilerine yukarıdan bakan değil, kendileri gibi konuşan insanları daha çok sahipleniyor.

Mesela bazı divan şairlerini anlamak için sözlük açmak gerekiyor. Pir Sultan’da ise çoğu zaman böyle bir ihtiyaç olmuyor. Adam direkt derdini söylüyor.

Kızıyorsa kızıyor. Özlediyse özlüyor. İsyan ediyorsa saklamıyor.

Bugün bile sosyal medyada bazı insanların “fazla dobra” bulunduğunu görüyoruz. Pir Sultan da yaşadığı dönemde muhtemelen tam olarak böyle bir karakterdi. Lafını dolandırmayan biri.

Bu yüzden sevildiği kadar rahatsızlık da verdi.


Haksızlığa Karşı Tavrı

Pir Sultan Abdal denince akla ilk gelen şeylerden biri dik duruşu. Çünkü o dönemde devlet otoritesine karşı konuşmak ciddi risk taşıyan bir meseleydi.

Bugün insanlar internette anonim hesaplardan yorum yapıyor. O dönem ise söylediğin söz gerçekten hayatına mal olabiliyordu.

Ama Pir Sultan geri çekilmiyor.

Şiirlerinde yöneticileri eleştiriyor, adaletsizlikleri anlatıyor, halkın ezilmesine tepki gösteriyor. Bu tavır onu halk gözünde büyütürken yöneticilerin gözünde tehlikeli biri hâline getiriyor.

Aslında burada önemli olan şey sadece ne söylediği değil. Söylediklerinin arkasında durması.

Çünkü birçok insan doğruyu bilir ama söylemeye cesaret edemez. Pir Sultan ise tam tersine düşündüğünü açık açık dile getiriyor.

Belki de onu bugün hâlâ özel yapan şey tam olarak bu karakter meselesi.


Hızır Paşa Hikâyesi

Pir Sultan Abdal’ın hikâyesindeki en dramatik olaylardan biri Hızır Paşa meselesi.

Rivayete göre Hızır Paşa eskiden Pir Sultan’ın yakın çevresinden biri. Sonrasında devlet tarafında önemli bir konuma geliyor. İşte hikâyenin kırıldığı yer tam burası.

Çünkü eski dostluk yerini karşı karşıya gelişe bırakıyor.

Halk arasında anlatılanlara göre Pir Sultan’ın idam sürecinde Hızır Paşa’nın rolü büyük oluyor. Tarihsel detayların tamamı kesin olmayabilir ama bu hikâye halkın hafızasında çok güçlü yer etmiş durumda.

Çünkü burada insanların en çok hissettiği şey ihanet duygusu.

Yabancının kötülüğü bazen insanı bu kadar yaralamıyor. Ama eskiden yanında olan birinin değişmesi çok daha ağır geliyor.

Pir Sultan’ın şu dizeleri de zaten bu yüzden hâlâ bu kadar etkileyici:

“Şu ellerin taşı bana hiç değmez
İlle dostun bir tek gülü yaralar”

Gerçekten de insanı en çok kıran şey bazen düşmanlık değil, hayal kırıklığı oluyor.


İnanç ve İnsanlık Anlayışı

Pir Sultan’ın eserlerinde inanç önemli bir yer tutuyor. Ama onun inanç anlayışı korku üzerine kurulu değil. Daha çok vicdan, adalet ve insan sevgisi üzerinden ilerliyor.

Bu yüzden deyişlerinde sürekli insan olmanın değerine vurgu hissediliyor.

Onun dünyasında kibirli olmak, zulmetmek ya da insanları ezmek kabul edilen şeyler değil.

Aslında bu tarafı onu sadece bir halk ozanı olmaktan çıkarıyor. Bir düşünce insanına dönüştürüyor.

Bugün bazı insanlar dini sadece şekil üzerinden anlatıyor. Pir Sultan ise daha çok ahlak ve vicdan tarafına odaklanıyor gibi duruyor.

Belki bu yüzden farklı dönemlerde farklı insanlar onu kendilerine yakın hissetmiş.


Türkülerindeki Duygu

Pir Sultan’ın eserlerini güçlü yapan şeylerden biri duygu meselesi.

Bugün teknik olarak çok iyi yazılmış ama insanı hiç etkilemeyen şarkılar var. Pir Sultan’da tam tersi bir durum hissediliyor. Teknikten çok duygu öne çıkıyor.

Çünkü onun sözlerinde yaşanmışlık hissi var.

Öfkelendiğinde gerçekten öfkeli olduğunu anlıyorsunuz. Özlem duyduğunda hissediyorsunuz. Kırıldığında da aynı şekilde.

Bu yüzden deyişleri sadece okunmuyor, hissediliyor.

Özellikle bağlama eşliğinde söylendiğinde o duygu daha da büyüyor. Zaten Anadolu kültüründe söz kadar sesin tonu da önemli. Pir Sultan’ın dizeleri de tam bu geleneğe uygun.

Bazı türküler insanı eğlendirir, bazıları düşündürür. Pir Sultan’ın eserleri ise daha çok insanın içine dokunuyor.


Halk Neden Hâlâ Onu Seviyor?

Burada ilginç bir durum var.

Aradan yüzlerce yıl geçmiş ama insanlar hâlâ Pir Sultan dinliyor. Peki neden?

Çünkü anlattığı meseleler tamamen bitmiş değil.

Adaletsizlik hâlâ var. İnsanların kırgınlıkları hâlâ var. Dostlukların bozulması hâlâ var. Halkın sesini duyurma çabası hâlâ var.

Yani zaman değişiyor ama bazı insan duyguları pek değişmiyor.

Pir Sultan’ın sözleri de tam bu yüzden eski hissettirmiyor.

Bir de insanlar samimiyeti hissediyor. Yapay duran şeyler zamanla unutuluyor ama içten gelen sözler yaşamaya devam ediyor.

Bugün sosyal medyada bile insanlar fazla “tasarlanmış” kişiliklerden sıkılıyor. Gerçek olanı arıyor. Pir Sultan’ın hâlâ değer görmesinin sebeplerinden biri de bu doğallık olabilir.


Efsane ile Gerçek Arasında

Tabii Pir Sultan Abdal hakkında anlatılan her şey kesin tarih bilgisi değil.

Çünkü onun hikâyesinin önemli kısmı sözlü kültürden geliyor. Yani nesilden nesile anlatılarak aktarılmış.

Bu yüzden bazı olaylar zaman içinde büyümüş ya da değişmiş olabilir.

Ama açık konuşmak gerekirse bu durum onun etkisini azaltmıyor.

Hatta belki biraz artırıyor.

Çünkü bazı insanlar tarih kitabından çıkıp halk hikâyesine dönüşüyor. Pir Sultan da bunlardan biri olmuş durumda.

Gerçekle efsane birbirine karışmış ama ortaya çok güçlü bir halk hafızası çıkmış.


Bugüne Kalan Mirası

Bugün Anadolu’nun birçok yerinde Pir Sultan’ın eserleri söylenmeye devam ediyor. Kültür merkezlerinde, konserlerde, bağlama kurslarında, hatta ev ortamlarında bile onun deyişleri yaşıyor.

Bu büyük bir miras.

Çünkü birçok insan kendi döneminde ünlü oluyor ama birkaç nesil sonra unutuluyor. Pir Sultan ise yüzyıllardır yaşamaya devam ediyor.

Üstelik sadece müzikte değil, düşünce dünyasında da etkisi sürüyor.

Dik duruşu, adalet arayışı ve halktan yana tavrı hâlâ insanlara ilham veriyor.

Belki herkes onun fikirlerine tamamen katılmaz. Bu normal. Ama çoğu insan onun samimiyetini hissedebiliyor.

Zaten önemli olan da biraz bu değil mi?

İnsanın söyledikleriyle yaşadıkları arasında bir tutarlılık olması.


Türküye Dönüşen Bir İnsan

Pir Sultan Abdal’a sadece “şair” demek eksik kalıyor.

O biraz halkın sesi, biraz isyanı, biraz da vicdanı gibi.

Kırılmış insanların duygusunu da anlatıyor, mücadele eden insanların cesaretini de.

Belki de bu yüzden hâlâ yaşıyor.

Çünkü bazı insanlar mezar taşında kalıyor, bazıları ise türkü oluyor.

Pir Sultan Abdal tam olarak ikinci grupta yer alıyor.


Eserleri

Aman Hey Erenler Mürvet Sizindir

Aman hey erenler mürvet sizindir

Yaralarım sızlar pek halim yaman

Gönül bir gemidir akıl dümendir

Yaralarım sızlar pek halim yaman



Medet ey mürvet ey benim efendim

Sana sığınmışım dinim imanım

Kabul et duamı budur kelamım

Yaralarım sızlar pek halim yaman



Pir Sultan’ım aydur dertli perişan

Yarama merhem çal kan ağlar içim

Dergâhına geldim bağışla suçum

Yaralarım sızlar pek halim yaman

Bana Medet Senden Olur

Bana medet senden olur efendim

Hasan ile Hüseyin’in aşkına

Yardım eyle darda kaldım efendim

Hasan ile Hüseyin’in aşkına



İmam Zeynel pare pare bölündü

İmam Bakır ciğerciği delindi

İmam Cafer’e bir nida çalındı

Hasan ile Hüseyin’in aşkına



Musa Kazım Rıza dertler dermanı

Taki ile Naki kesti gümanı

Askeri bağışla ulu divanı

Hasan ile Hüseyin’in aşkına



Pir Sultan’ım eydür Mehdi peymanı

Gönlümüzün şahı dinin imanı

Dergâhına geldik ulu divanı

Hasan ile Hüseyin’in aşkına

Bugün Yardan Haber Geldi

Bugün yârdan haber geldi

Bir can bedelden bedelden

Boynun eğmiş durur orda

Bir can bedelden bedelden



Kimisi aslan kimisi kaplan

Kimisi ok kimisi kalkan

Kimisi derviş kimisi sultan

Bir can bedelden bedelden



Pir Sultan’ım Hakka bakar

Hakk’ın emri böyle akar

Gözüm yaşı durmaz akar

Bir can bedelden bedelden

Derdim Çoktur Kangısına Yanayım

Derdim çoktur hangısına yanayım

Yine tazelendi yürek yarası

Ben bu derde nerden derman bulayım

Meğer Şah elinden ola çaresi



Türlü donlar giyer gülden naziktir

Bülbül cevr eyleme güle yazıktır

Çok hasretlik çektim bağrım eziktir

Güle güle gelir canlar paresi



Benim uzun boylu selvi çınarım

Yüreğime bir od düştü yanarım

Kıblem sensin yüzüm sana dönerim

Mihrabımdır iki kaşın arası



Didar ile muhabbete doyulmaz

Muhabbetten kaçan insan sayılmaz

Münkir üfürürle çerağ söyünmez

Tutuşunca yanar aşkın çırası



Pir Sultan’ım katı yüksek uçarsın

Selamsız sabahsız gelir geçersin

Dilber muhabbetten niçin kaçarsın

Böyle midir Yolağsan’ın töresi

Dostun Bahçesine Bir Hoyrat Girmiş

Dostun bahçesine bir hoyrat girmiş

Kırmış gonca gülü dal eylemişler

Şu yalan dünyada bir dost kalmamış

Cümle ahbapları el eylemişler



Laleyi sümbülü gülü dermişler

Harı da lütfedip güle vermişler

Özünü meydana teslim etmişler

Muhabbet ehlini kul eylemişler



Pir Sultan Abdal’ım yüce dağ aşar

Yüce dağ başında yolumuz şaşar

Gün gelir ecelim yoluma düşer

Bizi bir divana kul eylemişler

Döndün mü Benden Yüzü Dönesi

Ah ile feryadım arşa dayandı

Döndün mü benden yüzü dönesi

Gözümün yaşları kana bulandı

Döndün mü benden yüzü dönesi



Senin ile eza cefa çekerken

Aşkın deryasına boyum salarken

Bir zamanlar sen de beni severken

Döndün mü benden yüzü dönesi



Pir Sultan Abdal’ım böyle mi olur

Sevenin feryadı göklere varır

Gönül veren elbet bir gün yorulur

Döndün mü benden yüzü dönesi

Dönen Dönsün Ben Dönmezem Yolumdan

Koyun beni hak aşkına yanayım

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Yolumdan dönüp mahrum mu kalayım

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan



Benim pirim Şah-ı Merdan Ali’dir

Serçeşme seyyidi Hacı Bektaş Veli’dir

Gönlümün aynası dostun cemalidir

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan



Kadılar müftüler fetva yazarsa

İşte kemend işte boynum asarsa

İşte hançer işte başım keserse

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan



Pir Sultan’ım arşa çıkar ünümüz

O da bizim ulumuzdur pirimiz

Hakka teslim ettik tatlı canımız

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Dünyanın Üzerinde Kurulu Direk

Dünyanın üzerinde kurulu direk

Günahkâr kullara sızlamaz yürek

Bize ahbap değil bir sadık gerek

Sadıklar içinde hanı ya Ali



Talip olan daim mürşidin bulur

Mürşid olan daim talibin bilir

Gönül ne dilerse Allah’tan alır

Sadıklar içinde hanı ya Ali



Pir Sultan Abdal’ım ey şahı merdan

Bizi ayırmasın bu doğru yoldan

Umarım mürvetin eksilmez kuldan

Sadıklar içinde hanı ya Ali

Ey Benim Divane Gönlüm

Ey benim divane gönlüm

Dağlara düştün kış günü

Çiçekler bahara kaldı

Bağlara düştün kış günü



Karlı dağlar duman oldu

Yollar bitti zaman oldu

Ayrılık bize kan oldu

Yollara düştün kış günü



Pir Sultan Abdal söyler

Hak erenler himmet eyler

Bülbül olan feryat eyler

Güllere düştün kış günü

Gel Güzelim Kaçma Bizden

Gel güzelim kaçma bizden

Biz de bu elden değiliz

Anla bizim halimizden

Biz de bu elden değiliz



Dost bağının güllerinden

Erenlerin dillerinden

Şah-ı Merdan yollarından

Biz de bu elden değiliz



Pir Sultan Abdal’ım n’eyler

Muhabbet dilini söyler

Bizi bilmeyenler neyler

Biz de bu elden değiliz

Gidi Yezid Bize Kızılbaş Demiş

Gidi yezid bize kızılbaş demiş

Bahçede açılan gül de kırmızı

İncinme ey gönül nahak sözlere

Erenler ceminde dem de kırmızı



Gülden desti eyleyip suvaşır

İkrar verenler Hakla kucaklaşır

Meydana gelmeye canlar tezleşir

Hakikat şehrinde yol da kırmızı



Pir Sultan’ım eydür sırlarım fâş et

Hünkâr Hacı Bektaş dilimde zikret

Bizleri seveni bağrına hasret

İkrâr verenlerin yolu kırmızı

Gurbet Elde Bir Hâl Geldi Başıma

Gurbet elde bir hal geldi başıma

Ağlama gözlerim Mevlâ keremdir

Derman arar iken derde düş oldum

Ağlama gözlerim Mevlâ keremdir



Şu fani dünyada gülmedim gitti

Ömrümün kervanı menzile yetti

Bunca emeklerim zayi mi gitti

Ağlama gözlerim Mevlâ keremdir



Pir Sultan Abdal’ım eydür varalım

Hacı Bektaş katarına duralım

Kerem eyle biz de Şah’ı bulalım

Ağlama gözlerim Mevlâ keremdir

Gözün Açık İse Gel Gir Katara

Gözün açık ise gel gir katara

Seni bir menzile yetirirler hey

Gönlünü bend eyle bir şehriyara

Aşkın deryasına batırırlar hey



Koyun gibi meleyip de durursun

Hak yoluna girmiş katar olursun

Sonunda menzile varır durursun

Aşkın deryasına batırırlar hey



Pir Sultan Abdal’ım yola gidenler

Gerçek erenlere niyaz edenler

Hakikat ilmini beyan edenler

Seni bir menzile yetirirler hey

Güzel Âşık Cevrimizi

Güzel âşık cevrimizi

Çekemezsin demedim mi

Bu bir rıza lokmasıdır

Yiyemezsin demedim mi



Yemeyenler kalır naçar

Gözlerinden kanlar saçar

Bu bir demdir gelir geçer

Duyamazsın demedim mi



Çıkalım meydan yerine

Erelim Ali sırrına

Canı cananın yoluna

Koyamazsın demedim mi



Pir Sultan Ali şahımız

Hakka ulaşır ahımız

Oniki imam katarımız

Uyamazsın demedim mi

Hak Muhammed Ali Geldi Dilime

Hak Muhammed Ali geldi dilime

Mürvet günahıma kalma ya Ali

Kerem eyle benim şu ahvalime

Mürvet günahıma kalma ya Ali



Erenler dertlere derman verendir

Körlerin gözüne nurlar verendir

Bizim ahvalimiz hakka varandır

Mürvet günahıma kalma ya Ali



Pir Sultan Abdal’ım n’olur halimiz

Hak erenler sormaz oldu sırrımız

Doğrudur Hak’tan yana yolumuz

Mürvet günahıma kalma ya Ali

Hak İçün Kendini Kurbân Eyleyen

Hak içün kendini kurbân eyleyen

Gözümün nurudur Şahım Ali’dir

Gece gündüz Hak zikrini söyleyen

Gözümün nurudur Şahım Ali’dir



Muhammed Mi’raca vardığı gece

Sırrını Ali’ye eyledi hece

Evveli ahiri ulu yüce

Gözümün nurudur Şahım Ali’dir



Pir Sultan Abdal’ım kurban o yola

Erenler katarı böylece ola

Bağlıyız şahımız beklediği yola

Gözümün nurudur Şahım Ali’dir

Hey Erenler Bir Müşkilim Var Benim

Hey erenler bir müşkilim var benim

Halimden anlayan bir yar isterim

Dertli yüreğime derman ararım

Derdime lokman bir tabip isterim



Erenlerin sırrı bende nihandır

Benim cananım şahı merdandır

Bu dünya fanidir baki kalandır

Derdime lokman bir tabip isterim



Pir Sultan’ım n’eyler böyle cihanı

Erenler piridir Şah-ı Merdanı

Gönül arzuladı dostu cananı

Halimden anlayan bir yar isterim

Hey Gaziler Mürvet Kaldı mı Şunda

Hey gaziler mürvet kaldı mı şunda

Gönül bir gemidir Hak deryasında

Bizi ayırdılar pirden ustadan

Derdime bir derman bulası m’ola



Dostun bahçesine girenler bilir

Erenler demine varanlar bilir

Aşkın badesini içenler bilir

Derdime bir derman bulası m’ola



Pir Sultan Abdal’ım n’olacak halim

Şahı Merdan yolu doğruca yolum

Kesildi feryadım tutuldu dilim

Derdime bir derman bulası m’ola

Kul Olayım Kalem Tutan Ellere

Kul olayım kalem tutan ellere

Kâtip arzuhalim yaz yâre böyle

Şekerler ezeyim şirin dillere

Kâtip arzuhalim yaz yâre böyle



Güzelim ey güzelim nazlı nigarım

Hakikat şehrinde ulu pınarım

Yüreğime düştü yanar nârım

Kâtip arzuhalim yaz yâre böyle



Sivas ellerinde sazım çalınır

Çamlı beller bölük bölük bölünür

Ben dosttan ayrıldım bağrım delinir

Kâtip arzuhalim yaz yâre böyle



Pir Sultan Abdal’ım ey şahı merdan

Ayrılmam mürşitten ayrılmam yoldan

Kerem eyle kurtar sen beni dardan

Kâtip arzuhalim yaz yâre böyle

Ne Kadar Bilirsen Bilene Danış

Ne kadar bilirsen bilene danış

Danışan dağları aşar mı aşar

Danışmadan yola giden yorulur

Sarp yerlerde yoldan şaşar mı şaşar



Erenler yoludur kıldan incedir

Aşkın deryasına dalan nicedir

İkrar veren canlar yolu biledir

Hak deryasına coşar mı coşar



Pir Sultan Abdal’ım yola düşenler

Gerçek erenlerin sırrın deşenler

Muhabbet bağında kaynayıp pişenler

Hak deryasına coşar mı coşar

Sabahtan Cemalin Seyran Eyledim

Sabahtan cemalin seyran eyledim

Gönüller perişan elin elinde

Bir inayet eyle mürvet efendim

Haller perişandır elin elinde



Dostun bahçesinde goncalar açar

Aşık olan canlar serinden geçer

Bülbül olan elbet gülüne uçar

Güller perişandır elin elinde



Pir Sultan Abdal’ım yandım kül oldum

Erenler yolunda savrulup kaldım

Günahım çok idi Hak’tan af diledim

Kullar perişandır elin elinde

Serseri Girme Meydana

Serseri girme meydana

Aşık senden hal sorarlar

Kallaşlıkla urma deme

Mürşit senden yol sorarlar



İçeri gel içeriye

Ne bakarsın dışarıya

Gözün aç bak ileriye

Sondan sana el sorarlar



Pir Sultan’ım n’eyler n’eyler

Dostun bahçesinde yaylar

Gerçek aşık haktan söyler

Erenlerden yol sorarlar

Seyrân Ettim Erenlerin Demini

Seyran ettim erenlerin demini

Erenler şahıdır Şah-ı Merdanım

Gördüm anın güzelliğin hüsnünü

Gönlümün şahıdır Şah-ı Merdanım



Hakikat nurunu yüzünde gördüm

Gönül defterini önüne serdim

Cümle sırlarımı sizlere verdim

Gönlümün şahıdır Şah-ı Merdanım



Pir Sultan’ım Hak Muhammed Ali’den

Cümle sırlar nihan oldu veliden

Kerem eyle yardım iste Nebi’den

Gönlümün şahıdır Şah-ı Merdanım

Seyyah Olup Şu Âlemi Gezerim (Pir Sultan Abdal)

Seyyah olup şu âlemi gezerim

Bir dost bulamadım gün akşam oldu

Kendi efkârımla okur yazarım

Bir dost bulamadım gün akşam oldu



İki elim gitmez oldu yüzümden

Ah ettikçe kan yaş gelir gözümden

Kusurumu gördüm kendi özümden

Bir dost bulamadım gün akşam oldu



Pir Sultan Abdal’ım coşkun akarım

Böyle yazılmış benim şu kaderim

Ecel geldi dost yüzüne bakarım

Bir dost bulamadım gün akşam oldu

Yemen Ellerinden Beri Gelirken

Yemen ellerinden beri gelirken

Turnalar Ali’mi görmediniz mi

Hava üzerinde semah dönerken

Turnalar Ali’mi görmediniz mi



Kiminin kanadı kiminin teli

Hak yoluna verdik biz bu tatlı canı

Geçtiğimiz yollar yemenin çölü

Turnalar Ali’mi görmediniz mi



Pir Sultan Abdal’ım n’olacak halim

Şahı Merdan şahım tut benim elim

Arşa çıktı feryadım ahu zarım

Turnalar Ali’mi görmediniz mi

Yol İçinde Yol Ararsın

Yol içinde yol ararsın

Yol Muhammed Ali’nindir

Yetmiş iki dil sorarsın

Dil Muhammed Ali’nindir



Kanadı var uçmağa

Zülfükari var biçmeğe

Kevser şarabı içmeğe

Göl Muhammed Ali’nindir



Pir Sultan Abdal ne desin

Erenler demini sürsün

Cümle âlem hakkı bilsin

Kul Muhammed Ali’nindir

Yürü Bre Yalan Dünya

Yürü bre yalan dünya

Yalan dünya değil misin

Hasan ile Hüseyin’i

Alan dünya değil misin



Ali bindi Düldül’üne

Can dayandı ölümüne

Hak Muhammed torununa

Kıyan dünya değil misin



Pir Sultan Abdal okudu

Mümin kulları okudu

Ahiretin dar dokusu

Kalan dünya değil misin

Çeke Çeke Ben Bu Dertten Ölürüm

Çeke çeke ben bu dertten ölürüm

Seversen Ali’yi değme yarama

Ali’nin yoluna serim veririm

Seversen Ali’yi değme yarama



Ilgıt ılgıt eser seher yelleri

Gözyaşıyla sularım ben gülleri

Unutmam dost elinden içtiğim demleri

Seversen Ali’yi değme yarama



Pir Sultan’ım der ki yaram derindir

Erenler katarı hakka giden yoldur

Bana medet eyleyecek Ali’dir

Seversen Ali’yi değme yarama

Çoktan Beri Yollarını Gözlerim

Çoktan beri yollarını gözlerim

Şahı Merdan katarına uyalım

Erenlerin sırrı benim sırlarımdır

Şahı Merdan katarına uyalım



Bağımızda gonca güller açılır

Aşıklar badeler içip saçılır

Bu yalan dünyadan elbet geçilir

Şahı Merdan katarına uyalım



Pir Sultan Abdal’ım böyle mi olsun

Aşık olan dost elinden bade içsin

Yalan dünya gelip geçenindir

Şahı Merdan katarına uyalım

Şecaatin Varsa Kalbinde Sakla

Şecaatin varsa kalbinde sakla

Gönül bir hazinedir açma herkese

Erenler yolunu erkanla yokla

Gönül bir hazinedir açma herkese



Talip olgunlaşır sırrı saklarsa

Hak Muhammed Ali dillerden okursa

Kamil insan olup mürşid bulursa

Gönül bir hazinedir açma herkese



Pir Sultan’ım Hak nurunu görenler

Hakkın divanında hür dikişlerler

Gerçek aşık olan sırrı bilirler

Gönül bir hazinedir açma herkese

Şu Karşıki Karlı Dağı Gördün mü

Şu karşıki karlı dağı gördün mü

Eriyip de suları akan dağ mıdır

Yeşil yapraklı mor sümbülleri derdin mi

Yaz gelip de çiçekler açan bağ mıdır



Bahar gelir karlar erir sel olur

Aşık olan sevdiğine kul olur

Gerçek erenlerin yolu bir olur

Yaz gelip de çiçekler açan bağ mıdır



Pir Sultan Abdal’ım dağlar yol vermez

Erenler katarına herkes eremez

Dost bağının güllerini herkes deremez

Yaz gelip de çiçekler açan bağ mıdır

Şu Yalan Dünyaya Geldim Geleli (Pir Sultan Abdal)

Şu yalan dünyaya geldim geleli

Tas tas içtim ağuları sağ iken

Kahpe felek vermez benim muradım

Viran oldum mor sümbüllü bağ iken



Bahar aylarında güllerim açar

Bülbül figan eder dalına uçar

Bu hasretlik benden ne zaman geçer

Viran oldum mor sümbüllü bağ iken



Pir Sultan Abdal’ım yandım tutuştum

Erenler kervanına kervan olup da karıştım

Ecel geldi Azrail ile can yoldaşılaştım

Viran oldum mor sümbüllü bağ iken

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu