Pir Sultan Abdal Kimdir? Hayatı, Türküleri ve Anadolu’daki İzleri
Anadolu’nun İçinden Çıkan Bir Ses
Bazı insanlar vardır, öldükten sonra sadece isimleri kalır. Bazıları ise türkü olur, söz olur, halkın hafızasına yerleşir. Pir Sultan Abdal tam olarak böyle biri. Aradan yüzlerce yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ onun dizeleri söyleniyor, bağlamalar onun sözleriyle çalıyor. Çünkü o sadece şiir yazan biri değildi. O, yaşadığı dönemin vicdanı gibiydi.
Bugün bir köy kahvesinde otursanız, yaşlı bir amcanın dilinden onun bir deyişini duyabilirsiniz. Üniversitedeki bir genç de onu dinliyor, bağlama kursuna giden çocuk da. Bu kolay kolay olacak bir şey değil. Demek ki Pir Sultan’ın anlattığı dertler hâlâ insanların içinde bir yere dokunuyor.
Üstelik bunu süslü saray diliyle yapmıyor. En önemli taraflarından biri bu. Halk nasıl konuşuyorsa o da öyle konuşuyor. İçten, doğrudan ve filtresiz. O yüzden okurken insan “Bu adam gerçekten yaşamış bunu” hissine kapılıyor.
Pir Sultan’ın Yaşadığı Dönem
Pir Sultan Abdal’ın 16. yüzyılda Sivas’ın Banaz köyü civarında yaşadığı düşünülüyor. Osmanlı’nın güçlü olduğu dönemlerden biri ama halk açısından bakınca işlerin çok da kolay olduğu söylenemez. Vergiler ağır, baskılar fazla, mezhep gerilimleri yüksek. İnsanlar hem ekonomik hem sosyal anlamda zor zamanlardan geçiyor.
İşte Pir Sultan böyle bir ortamda ortaya çıkıyor. Bugün bazı sanatçılar “Toplumsal meseleler beni ilgilendirmez” diyebiliyor ama Pir Sultan tam tersiydi. O, halkın yaşadığı sıkıntıları görmezden gelmedi. Aksine onları şiirlerinin merkezine koydu.
Zaten onu diğer halk ozanlarından ayıran taraflardan biri de bu oldu. O sadece aşk ya da doğa anlatmadı. Halkın öfkesini, kırgınlığını ve adalet arayışını da anlattı.
Bir anlamda dönemin muhalif sesi gibiydi.
Halkın Dilini Kullanması
Pir Sultan’ın şiirlerini bugün bile rahat okuyabilmemizin sebebi kullandığı dil. Ağır, karmaşık, anlaşılması zor bir anlatımı yok. Sanki yanınızda oturup konuşuyor gibi.
Bu yüzden halk onu sevmiş. Çünkü insanlar kendilerine yukarıdan bakan değil, kendileri gibi konuşan insanları daha çok sahipleniyor.
Mesela bazı divan şairlerini anlamak için sözlük açmak gerekiyor. Pir Sultan’da ise çoğu zaman böyle bir ihtiyaç olmuyor. Adam direkt derdini söylüyor.
Kızıyorsa kızıyor. Özlediyse özlüyor. İsyan ediyorsa saklamıyor.
Bugün bile sosyal medyada bazı insanların “fazla dobra” bulunduğunu görüyoruz. Pir Sultan da yaşadığı dönemde muhtemelen tam olarak böyle bir karakterdi. Lafını dolandırmayan biri.
Bu yüzden sevildiği kadar rahatsızlık da verdi.
Haksızlığa Karşı Tavrı
Pir Sultan Abdal denince akla ilk gelen şeylerden biri dik duruşu. Çünkü o dönemde devlet otoritesine karşı konuşmak ciddi risk taşıyan bir meseleydi.
Bugün insanlar internette anonim hesaplardan yorum yapıyor. O dönem ise söylediğin söz gerçekten hayatına mal olabiliyordu.
Ama Pir Sultan geri çekilmiyor.
Şiirlerinde yöneticileri eleştiriyor, adaletsizlikleri anlatıyor, halkın ezilmesine tepki gösteriyor. Bu tavır onu halk gözünde büyütürken yöneticilerin gözünde tehlikeli biri hâline getiriyor.
Aslında burada önemli olan şey sadece ne söylediği değil. Söylediklerinin arkasında durması.
Çünkü birçok insan doğruyu bilir ama söylemeye cesaret edemez. Pir Sultan ise tam tersine düşündüğünü açık açık dile getiriyor.
Belki de onu bugün hâlâ özel yapan şey tam olarak bu karakter meselesi.
Hızır Paşa Hikâyesi
Pir Sultan Abdal’ın hikâyesindeki en dramatik olaylardan biri Hızır Paşa meselesi.
Rivayete göre Hızır Paşa eskiden Pir Sultan’ın yakın çevresinden biri. Sonrasında devlet tarafında önemli bir konuma geliyor. İşte hikâyenin kırıldığı yer tam burası.
Çünkü eski dostluk yerini karşı karşıya gelişe bırakıyor.
Halk arasında anlatılanlara göre Pir Sultan’ın idam sürecinde Hızır Paşa’nın rolü büyük oluyor. Tarihsel detayların tamamı kesin olmayabilir ama bu hikâye halkın hafızasında çok güçlü yer etmiş durumda.
Çünkü burada insanların en çok hissettiği şey ihanet duygusu.
Yabancının kötülüğü bazen insanı bu kadar yaralamıyor. Ama eskiden yanında olan birinin değişmesi çok daha ağır geliyor.
Pir Sultan’ın şu dizeleri de zaten bu yüzden hâlâ bu kadar etkileyici:
“Şu ellerin taşı bana hiç değmez
İlle dostun bir tek gülü yaralar”
Gerçekten de insanı en çok kıran şey bazen düşmanlık değil, hayal kırıklığı oluyor.
İnanç ve İnsanlık Anlayışı
Pir Sultan’ın eserlerinde inanç önemli bir yer tutuyor. Ama onun inanç anlayışı korku üzerine kurulu değil. Daha çok vicdan, adalet ve insan sevgisi üzerinden ilerliyor.
Bu yüzden deyişlerinde sürekli insan olmanın değerine vurgu hissediliyor.
Onun dünyasında kibirli olmak, zulmetmek ya da insanları ezmek kabul edilen şeyler değil.
Aslında bu tarafı onu sadece bir halk ozanı olmaktan çıkarıyor. Bir düşünce insanına dönüştürüyor.
Bugün bazı insanlar dini sadece şekil üzerinden anlatıyor. Pir Sultan ise daha çok ahlak ve vicdan tarafına odaklanıyor gibi duruyor.
Belki bu yüzden farklı dönemlerde farklı insanlar onu kendilerine yakın hissetmiş.
Türkülerindeki Duygu
Pir Sultan’ın eserlerini güçlü yapan şeylerden biri duygu meselesi.
Bugün teknik olarak çok iyi yazılmış ama insanı hiç etkilemeyen şarkılar var. Pir Sultan’da tam tersi bir durum hissediliyor. Teknikten çok duygu öne çıkıyor.
Çünkü onun sözlerinde yaşanmışlık hissi var.
Öfkelendiğinde gerçekten öfkeli olduğunu anlıyorsunuz. Özlem duyduğunda hissediyorsunuz. Kırıldığında da aynı şekilde.
Bu yüzden deyişleri sadece okunmuyor, hissediliyor.
Özellikle bağlama eşliğinde söylendiğinde o duygu daha da büyüyor. Zaten Anadolu kültüründe söz kadar sesin tonu da önemli. Pir Sultan’ın dizeleri de tam bu geleneğe uygun.
Bazı türküler insanı eğlendirir, bazıları düşündürür. Pir Sultan’ın eserleri ise daha çok insanın içine dokunuyor.
Halk Neden Hâlâ Onu Seviyor?
Burada ilginç bir durum var.
Aradan yüzlerce yıl geçmiş ama insanlar hâlâ Pir Sultan dinliyor. Peki neden?
Çünkü anlattığı meseleler tamamen bitmiş değil.
Adaletsizlik hâlâ var. İnsanların kırgınlıkları hâlâ var. Dostlukların bozulması hâlâ var. Halkın sesini duyurma çabası hâlâ var.
Yani zaman değişiyor ama bazı insan duyguları pek değişmiyor.
Pir Sultan’ın sözleri de tam bu yüzden eski hissettirmiyor.
Bir de insanlar samimiyeti hissediyor. Yapay duran şeyler zamanla unutuluyor ama içten gelen sözler yaşamaya devam ediyor.
Bugün sosyal medyada bile insanlar fazla “tasarlanmış” kişiliklerden sıkılıyor. Gerçek olanı arıyor. Pir Sultan’ın hâlâ değer görmesinin sebeplerinden biri de bu doğallık olabilir.
Efsane ile Gerçek Arasında
Tabii Pir Sultan Abdal hakkında anlatılan her şey kesin tarih bilgisi değil.
Çünkü onun hikâyesinin önemli kısmı sözlü kültürden geliyor. Yani nesilden nesile anlatılarak aktarılmış.
Bu yüzden bazı olaylar zaman içinde büyümüş ya da değişmiş olabilir.
Ama açık konuşmak gerekirse bu durum onun etkisini azaltmıyor.
Hatta belki biraz artırıyor.
Çünkü bazı insanlar tarih kitabından çıkıp halk hikâyesine dönüşüyor. Pir Sultan da bunlardan biri olmuş durumda.
Gerçekle efsane birbirine karışmış ama ortaya çok güçlü bir halk hafızası çıkmış.
Bugüne Kalan Mirası
Bugün Anadolu’nun birçok yerinde Pir Sultan’ın eserleri söylenmeye devam ediyor. Kültür merkezlerinde, konserlerde, bağlama kurslarında, hatta ev ortamlarında bile onun deyişleri yaşıyor.
Bu büyük bir miras.
Çünkü birçok insan kendi döneminde ünlü oluyor ama birkaç nesil sonra unutuluyor. Pir Sultan ise yüzyıllardır yaşamaya devam ediyor.
Üstelik sadece müzikte değil, düşünce dünyasında da etkisi sürüyor.
Dik duruşu, adalet arayışı ve halktan yana tavrı hâlâ insanlara ilham veriyor.
Belki herkes onun fikirlerine tamamen katılmaz. Bu normal. Ama çoğu insan onun samimiyetini hissedebiliyor.
Zaten önemli olan da biraz bu değil mi?
İnsanın söyledikleriyle yaşadıkları arasında bir tutarlılık olması.
Türküye Dönüşen Bir İnsan
Pir Sultan Abdal’a sadece “şair” demek eksik kalıyor.
O biraz halkın sesi, biraz isyanı, biraz da vicdanı gibi.
Kırılmış insanların duygusunu da anlatıyor, mücadele eden insanların cesaretini de.
Belki de bu yüzden hâlâ yaşıyor.
Çünkü bazı insanlar mezar taşında kalıyor, bazıları ise türkü oluyor.
Pir Sultan Abdal tam olarak ikinci grupta yer alıyor.
Eserleri
Aman Hey Erenler Mürvet Sizindir
Yaralarım sızlar pek halim yaman
Gönül bir gemidir akıl dümendir
Yaralarım sızlar pek halim yaman
Medet ey mürvet ey benim efendim
Sana sığınmışım dinim imanım
Kabul et duamı budur kelamım
Yaralarım sızlar pek halim yaman
Pir Sultan’ım aydur dertli perişan
Yarama merhem çal kan ağlar içim
Dergâhına geldim bağışla suçum
Yaralarım sızlar pek halim yaman
Bana Medet Senden Olur
Hasan ile Hüseyin’in aşkına
Yardım eyle darda kaldım efendim
Hasan ile Hüseyin’in aşkına
İmam Zeynel pare pare bölündü
İmam Bakır ciğerciği delindi
İmam Cafer’e bir nida çalındı
Hasan ile Hüseyin’in aşkına
Musa Kazım Rıza dertler dermanı
Taki ile Naki kesti gümanı
Askeri bağışla ulu divanı
Hasan ile Hüseyin’in aşkına
Pir Sultan’ım eydür Mehdi peymanı
Gönlümüzün şahı dinin imanı
Dergâhına geldik ulu divanı
Hasan ile Hüseyin’in aşkına
Bugün Yardan Haber Geldi
Bir can bedelden bedelden
Boynun eğmiş durur orda
Bir can bedelden bedelden
Kimisi aslan kimisi kaplan
Kimisi ok kimisi kalkan
Kimisi derviş kimisi sultan
Bir can bedelden bedelden
Pir Sultan’ım Hakka bakar
Hakk’ın emri böyle akar
Gözüm yaşı durmaz akar
Bir can bedelden bedelden
Derdim Çoktur Kangısına Yanayım
Yine tazelendi yürek yarası
Ben bu derde nerden derman bulayım
Meğer Şah elinden ola çaresi
Türlü donlar giyer gülden naziktir
Bülbül cevr eyleme güle yazıktır
Çok hasretlik çektim bağrım eziktir
Güle güle gelir canlar paresi
Benim uzun boylu selvi çınarım
Yüreğime bir od düştü yanarım
Kıblem sensin yüzüm sana dönerim
Mihrabımdır iki kaşın arası
Didar ile muhabbete doyulmaz
Muhabbetten kaçan insan sayılmaz
Münkir üfürürle çerağ söyünmez
Tutuşunca yanar aşkın çırası
Pir Sultan’ım katı yüksek uçarsın
Selamsız sabahsız gelir geçersin
Dilber muhabbetten niçin kaçarsın
Böyle midir Yolağsan’ın töresi
Dostun Bahçesine Bir Hoyrat Girmiş
Kırmış gonca gülü dal eylemişler
Şu yalan dünyada bir dost kalmamış
Cümle ahbapları el eylemişler
Laleyi sümbülü gülü dermişler
Harı da lütfedip güle vermişler
Özünü meydana teslim etmişler
Muhabbet ehlini kul eylemişler
Pir Sultan Abdal’ım yüce dağ aşar
Yüce dağ başında yolumuz şaşar
Gün gelir ecelim yoluma düşer
Bizi bir divana kul eylemişler
Döndün mü Benden Yüzü Dönesi
Döndün mü benden yüzü dönesi
Gözümün yaşları kana bulandı
Döndün mü benden yüzü dönesi
Senin ile eza cefa çekerken
Aşkın deryasına boyum salarken
Bir zamanlar sen de beni severken
Döndün mü benden yüzü dönesi
Pir Sultan Abdal’ım böyle mi olur
Sevenin feryadı göklere varır
Gönül veren elbet bir gün yorulur
Döndün mü benden yüzü dönesi
Dönen Dönsün Ben Dönmezem Yolumdan
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Yolumdan dönüp mahrum mu kalayım
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Benim pirim Şah-ı Merdan Ali’dir
Serçeşme seyyidi Hacı Bektaş Veli’dir
Gönlümün aynası dostun cemalidir
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Kadılar müftüler fetva yazarsa
İşte kemend işte boynum asarsa
İşte hançer işte başım keserse
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Pir Sultan’ım arşa çıkar ünümüz
O da bizim ulumuzdur pirimiz
Hakka teslim ettik tatlı canımız
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Dünyanın Üzerinde Kurulu Direk
Günahkâr kullara sızlamaz yürek
Bize ahbap değil bir sadık gerek
Sadıklar içinde hanı ya Ali
Talip olan daim mürşidin bulur
Mürşid olan daim talibin bilir
Gönül ne dilerse Allah’tan alır
Sadıklar içinde hanı ya Ali
Pir Sultan Abdal’ım ey şahı merdan
Bizi ayırmasın bu doğru yoldan
Umarım mürvetin eksilmez kuldan
Sadıklar içinde hanı ya Ali
Ey Benim Divane Gönlüm
Dağlara düştün kış günü
Çiçekler bahara kaldı
Bağlara düştün kış günü
Karlı dağlar duman oldu
Yollar bitti zaman oldu
Ayrılık bize kan oldu
Yollara düştün kış günü
Pir Sultan Abdal söyler
Hak erenler himmet eyler
Bülbül olan feryat eyler
Güllere düştün kış günü
Gel Güzelim Kaçma Bizden
Biz de bu elden değiliz
Anla bizim halimizden
Biz de bu elden değiliz
Dost bağının güllerinden
Erenlerin dillerinden
Şah-ı Merdan yollarından
Biz de bu elden değiliz
Pir Sultan Abdal’ım n’eyler
Muhabbet dilini söyler
Bizi bilmeyenler neyler
Biz de bu elden değiliz
Gidi Yezid Bize Kızılbaş Demiş
Bahçede açılan gül de kırmızı
İncinme ey gönül nahak sözlere
Erenler ceminde dem de kırmızı
Gülden desti eyleyip suvaşır
İkrar verenler Hakla kucaklaşır
Meydana gelmeye canlar tezleşir
Hakikat şehrinde yol da kırmızı
Pir Sultan’ım eydür sırlarım fâş et
Hünkâr Hacı Bektaş dilimde zikret
Bizleri seveni bağrına hasret
İkrâr verenlerin yolu kırmızı
Gurbet Elde Bir Hâl Geldi Başıma
Ağlama gözlerim Mevlâ keremdir
Derman arar iken derde düş oldum
Ağlama gözlerim Mevlâ keremdir
Şu fani dünyada gülmedim gitti
Ömrümün kervanı menzile yetti
Bunca emeklerim zayi mi gitti
Ağlama gözlerim Mevlâ keremdir
Pir Sultan Abdal’ım eydür varalım
Hacı Bektaş katarına duralım
Kerem eyle biz de Şah’ı bulalım
Ağlama gözlerim Mevlâ keremdir
Gözün Açık İse Gel Gir Katara
Seni bir menzile yetirirler hey
Gönlünü bend eyle bir şehriyara
Aşkın deryasına batırırlar hey
Koyun gibi meleyip de durursun
Hak yoluna girmiş katar olursun
Sonunda menzile varır durursun
Aşkın deryasına batırırlar hey
Pir Sultan Abdal’ım yola gidenler
Gerçek erenlere niyaz edenler
Hakikat ilmini beyan edenler
Seni bir menzile yetirirler hey
Güzel Âşık Cevrimizi
Çekemezsin demedim mi
Bu bir rıza lokmasıdır
Yiyemezsin demedim mi
Yemeyenler kalır naçar
Gözlerinden kanlar saçar
Bu bir demdir gelir geçer
Duyamazsın demedim mi
Çıkalım meydan yerine
Erelim Ali sırrına
Canı cananın yoluna
Koyamazsın demedim mi
Pir Sultan Ali şahımız
Hakka ulaşır ahımız
Oniki imam katarımız
Uyamazsın demedim mi
Hak Muhammed Ali Geldi Dilime
Mürvet günahıma kalma ya Ali
Kerem eyle benim şu ahvalime
Mürvet günahıma kalma ya Ali
Erenler dertlere derman verendir
Körlerin gözüne nurlar verendir
Bizim ahvalimiz hakka varandır
Mürvet günahıma kalma ya Ali
Pir Sultan Abdal’ım n’olur halimiz
Hak erenler sormaz oldu sırrımız
Doğrudur Hak’tan yana yolumuz
Mürvet günahıma kalma ya Ali
Hak İçün Kendini Kurbân Eyleyen
Gözümün nurudur Şahım Ali’dir
Gece gündüz Hak zikrini söyleyen
Gözümün nurudur Şahım Ali’dir
Muhammed Mi’raca vardığı gece
Sırrını Ali’ye eyledi hece
Evveli ahiri ulu yüce
Gözümün nurudur Şahım Ali’dir
Pir Sultan Abdal’ım kurban o yola
Erenler katarı böylece ola
Bağlıyız şahımız beklediği yola
Gözümün nurudur Şahım Ali’dir
Hey Erenler Bir Müşkilim Var Benim
Halimden anlayan bir yar isterim
Dertli yüreğime derman ararım
Derdime lokman bir tabip isterim
Erenlerin sırrı bende nihandır
Benim cananım şahı merdandır
Bu dünya fanidir baki kalandır
Derdime lokman bir tabip isterim
Pir Sultan’ım n’eyler böyle cihanı
Erenler piridir Şah-ı Merdanı
Gönül arzuladı dostu cananı
Halimden anlayan bir yar isterim
Hey Gaziler Mürvet Kaldı mı Şunda
Gönül bir gemidir Hak deryasında
Bizi ayırdılar pirden ustadan
Derdime bir derman bulası m’ola
Dostun bahçesine girenler bilir
Erenler demine varanlar bilir
Aşkın badesini içenler bilir
Derdime bir derman bulası m’ola
Pir Sultan Abdal’ım n’olacak halim
Şahı Merdan yolu doğruca yolum
Kesildi feryadım tutuldu dilim
Derdime bir derman bulası m’ola
Kul Olayım Kalem Tutan Ellere
Kâtip arzuhalim yaz yâre böyle
Şekerler ezeyim şirin dillere
Kâtip arzuhalim yaz yâre böyle
Güzelim ey güzelim nazlı nigarım
Hakikat şehrinde ulu pınarım
Yüreğime düştü yanar nârım
Kâtip arzuhalim yaz yâre böyle
Sivas ellerinde sazım çalınır
Çamlı beller bölük bölük bölünür
Ben dosttan ayrıldım bağrım delinir
Kâtip arzuhalim yaz yâre böyle
Pir Sultan Abdal’ım ey şahı merdan
Ayrılmam mürşitten ayrılmam yoldan
Kerem eyle kurtar sen beni dardan
Kâtip arzuhalim yaz yâre böyle
Ne Kadar Bilirsen Bilene Danış
Danışan dağları aşar mı aşar
Danışmadan yola giden yorulur
Sarp yerlerde yoldan şaşar mı şaşar
Erenler yoludur kıldan incedir
Aşkın deryasına dalan nicedir
İkrar veren canlar yolu biledir
Hak deryasına coşar mı coşar
Pir Sultan Abdal’ım yola düşenler
Gerçek erenlerin sırrın deşenler
Muhabbet bağında kaynayıp pişenler
Hak deryasına coşar mı coşar
Sabahtan Cemalin Seyran Eyledim
Gönüller perişan elin elinde
Bir inayet eyle mürvet efendim
Haller perişandır elin elinde
Dostun bahçesinde goncalar açar
Aşık olan canlar serinden geçer
Bülbül olan elbet gülüne uçar
Güller perişandır elin elinde
Pir Sultan Abdal’ım yandım kül oldum
Erenler yolunda savrulup kaldım
Günahım çok idi Hak’tan af diledim
Kullar perişandır elin elinde
Serseri Girme Meydana
Aşık senden hal sorarlar
Kallaşlıkla urma deme
Mürşit senden yol sorarlar
İçeri gel içeriye
Ne bakarsın dışarıya
Gözün aç bak ileriye
Sondan sana el sorarlar
Pir Sultan’ım n’eyler n’eyler
Dostun bahçesinde yaylar
Gerçek aşık haktan söyler
Erenlerden yol sorarlar
Seyrân Ettim Erenlerin Demini
Erenler şahıdır Şah-ı Merdanım
Gördüm anın güzelliğin hüsnünü
Gönlümün şahıdır Şah-ı Merdanım
Hakikat nurunu yüzünde gördüm
Gönül defterini önüne serdim
Cümle sırlarımı sizlere verdim
Gönlümün şahıdır Şah-ı Merdanım
Pir Sultan’ım Hak Muhammed Ali’den
Cümle sırlar nihan oldu veliden
Kerem eyle yardım iste Nebi’den
Gönlümün şahıdır Şah-ı Merdanım
Seyyah Olup Şu Âlemi Gezerim (Pir Sultan Abdal)
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Kendi efkârımla okur yazarım
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
İki elim gitmez oldu yüzümden
Ah ettikçe kan yaş gelir gözümden
Kusurumu gördüm kendi özümden
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Pir Sultan Abdal’ım coşkun akarım
Böyle yazılmış benim şu kaderim
Ecel geldi dost yüzüne bakarım
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Yemen Ellerinden Beri Gelirken
Turnalar Ali’mi görmediniz mi
Hava üzerinde semah dönerken
Turnalar Ali’mi görmediniz mi
Kiminin kanadı kiminin teli
Hak yoluna verdik biz bu tatlı canı
Geçtiğimiz yollar yemenin çölü
Turnalar Ali’mi görmediniz mi
Pir Sultan Abdal’ım n’olacak halim
Şahı Merdan şahım tut benim elim
Arşa çıktı feryadım ahu zarım
Turnalar Ali’mi görmediniz mi
Yol İçinde Yol Ararsın
Yol Muhammed Ali’nindir
Yetmiş iki dil sorarsın
Dil Muhammed Ali’nindir
Kanadı var uçmağa
Zülfükari var biçmeğe
Kevser şarabı içmeğe
Göl Muhammed Ali’nindir
Pir Sultan Abdal ne desin
Erenler demini sürsün
Cümle âlem hakkı bilsin
Kul Muhammed Ali’nindir
Yürü Bre Yalan Dünya
Yalan dünya değil misin
Hasan ile Hüseyin’i
Alan dünya değil misin
Ali bindi Düldül’üne
Can dayandı ölümüne
Hak Muhammed torununa
Kıyan dünya değil misin
Pir Sultan Abdal okudu
Mümin kulları okudu
Ahiretin dar dokusu
Kalan dünya değil misin
Çeke Çeke Ben Bu Dertten Ölürüm
Seversen Ali’yi değme yarama
Ali’nin yoluna serim veririm
Seversen Ali’yi değme yarama
Ilgıt ılgıt eser seher yelleri
Gözyaşıyla sularım ben gülleri
Unutmam dost elinden içtiğim demleri
Seversen Ali’yi değme yarama
Pir Sultan’ım der ki yaram derindir
Erenler katarı hakka giden yoldur
Bana medet eyleyecek Ali’dir
Seversen Ali’yi değme yarama
Çoktan Beri Yollarını Gözlerim
Şahı Merdan katarına uyalım
Erenlerin sırrı benim sırlarımdır
Şahı Merdan katarına uyalım
Bağımızda gonca güller açılır
Aşıklar badeler içip saçılır
Bu yalan dünyadan elbet geçilir
Şahı Merdan katarına uyalım
Pir Sultan Abdal’ım böyle mi olsun
Aşık olan dost elinden bade içsin
Yalan dünya gelip geçenindir
Şahı Merdan katarına uyalım
Şecaatin Varsa Kalbinde Sakla
Gönül bir hazinedir açma herkese
Erenler yolunu erkanla yokla
Gönül bir hazinedir açma herkese
Talip olgunlaşır sırrı saklarsa
Hak Muhammed Ali dillerden okursa
Kamil insan olup mürşid bulursa
Gönül bir hazinedir açma herkese
Pir Sultan’ım Hak nurunu görenler
Hakkın divanında hür dikişlerler
Gerçek aşık olan sırrı bilirler
Gönül bir hazinedir açma herkese
Şu Karşıki Karlı Dağı Gördün mü
Eriyip de suları akan dağ mıdır
Yeşil yapraklı mor sümbülleri derdin mi
Yaz gelip de çiçekler açan bağ mıdır
Bahar gelir karlar erir sel olur
Aşık olan sevdiğine kul olur
Gerçek erenlerin yolu bir olur
Yaz gelip de çiçekler açan bağ mıdır
Pir Sultan Abdal’ım dağlar yol vermez
Erenler katarına herkes eremez
Dost bağının güllerini herkes deremez
Yaz gelip de çiçekler açan bağ mıdır
Şu Yalan Dünyaya Geldim Geleli (Pir Sultan Abdal)
Tas tas içtim ağuları sağ iken
Kahpe felek vermez benim muradım
Viran oldum mor sümbüllü bağ iken
Bahar aylarında güllerim açar
Bülbül figan eder dalına uçar
Bu hasretlik benden ne zaman geçer
Viran oldum mor sümbüllü bağ iken
Pir Sultan Abdal’ım yandım tutuştum
Erenler kervanına kervan olup da karıştım
Ecel geldi Azrail ile can yoldaşılaştım
Viran oldum mor sümbüllü bağ iken









