Mezopotamya ve Mısır Müziği

Mezopotamya ve Mısır Müziği: Antik Çağın Sesleri ve Tarihi Yolculuk

MEZOPOTAMYA VE MISIR MÜZİĞİ

İlk Uygarlıkların Mezopotamya ve Mısır’da Ortaya Çıkışının Nedenleri: Tarım devriminin sonucunda insanoğlunun göçebe yaşamı bırakıp yerleşik yaşama geçtiğini söylemiştik. Yerleşik hayata geçilmesiyle birlikte yavaş yavaş aile kavramı ortaya çıkacak, sonra kentler kurulacak ve kentlerden, görkemli İlk Çağ Uygarlıkları şekillenecekti. Tarım devrimiyle birlikte yerleşik yaşama geçiş, birçok yerde farklı zamanlarda gerçekleşti. Bu geçişin hızlı olduğu bölgeler, genellikle tarıma elverişli olan akarsu delta ve vadileri idi. Ayrıca bu bölgelerde görece fazla olan nüfus yoğunluğu, siyasal örgütlenmenin ilk örneklerinin bu bölgelerde ortaya çıkmasına neden oldu.

Fırat ve Dicle nehirlerinin arasında kalan verimli Mezopotamya Bölgesi’nin tarihin ilk uygarlıklarına ev sahipliği yapmış olması, bu yüzden tesadüf değildir. Ancak dünya üzerinde birçok verimli bölge varken neden burada uygarlıkların ortaya çıkmış olduğu sorusu, yukarıda bahsettiğimiz nedenle açıklanamaz. Bu bölgeyi diğer verimli bölgelerden ayırt eden önemli bir özellik, Fırat ve Dicle’nin akışının son derece düzensiz olmasıdır. Öyle ki zaman zaman kuraklığa neden olacak kadar az su taşırken, zaman zaman nehir yakınındaki şehirleri tamamen su altında bırakacak kadar güçlü bir şekilde akar. Nehirlerin bu dengesiz rejimi, halkı çeşitli su kanalları ve setler inşa etmeye zorlamıştır. Su setlerinin inşası ve düzenli bakımı, insanların düzenli bir şekilde çalışmasını zorunlu kılmıştır. Böylece “yönetim, siyasal bağlılık, otorite” gibi bir uygarlığın temellerini oluşturan kavramlar ortaya çıkmıştır.

Benzer bir durum, Mısır Uygarlığı’nın doğuşunda da gözlenebilir. Bu uygarlığa ev sahipliği yapan da verimli Nil Deltası’dır. Fırat ve Dicle’deki gibi dengesiz bir rejim, Nil nehrinde de söz konusudur. Mısır Uygarlığı ile Mezopotamya Uygarlığı arasındaki en belirgin fark, Mezopotamya’da bölünmüş devletler ve siyasi istikrarsızlık hâkimken, Mısır’da çok daha derli toplu bir yapının bulunmasıdır. Bunun en önemli nedeni, Mısır’ın Mezopotamya gibi sık sık göçebe kabilelerin saldırılarına uğramamasıdır. Mısır bu şansını, Nil Deltası’nı çevreleyen ve geçit vermeyen çöle borçludur.

Dünya tarihinde bu uygarlıkların ön plana çıkmış olmalarının diğer bir nedeni, tarihin en önemli unsurlarından biri olan yazının ilk kez Mezopotamya’daki Sümerliler tarafından kullanılmış olmasıdır. Yazının bulunmasıyla olaylar, sözlü gelenekten çok daha iyi bir şekilde, kuşaktan kuşağa aktarılabilmiştir. Bu durum, müzik tarihi açısından da önemlidir çünkü müzik hakkında yazılmış ilk yazılı kaynaklar, yine bu zamana aittir.

Mezopotamya Müziği

Mezopotamya M.Ö. 4000 yıllarından başlayarak değişik uygarlıkların beşiği olmuştur. Bu verimli bölgede Sümer, Akat, Babil, Asur, Hitit, Kalde, Elam ve Pers uygarlıkları yerleşmişlerdir. Büyük İskender M.Ö. 331 yılında Babil egemenliğine son vererek bölgeyi ele geçirmiştir. Mezopotamya, coğrafya konumu açısından merkezi bir yerdedir: Güneyde Arap boylarının, batıda Hitit, Frigya, Fenike, Mısır ve Yunanlıların, kuzeyde İran ve İndu-German boyların, doğuda Hindistan’ın etkilerini yaşamıştır. Mezopotamya müziği, kuşatıldığı ülke ve kavimlerin öncelikle çalgılarını değerlendirmiş ve geliştirmiştir.Dönemselm olarak ele alırsak ;

1. Sümer Dönemi (M.Ö. 3000 – M.Ö. 2000)

  • Müziğin Rolü:
    Müzik, tanrılarla iletişim ve toplumsal düzenin korunması için önemli bir araçtı. Tapınak törenleri, şenlikler ve kraliyet davetlerinde çalınırdı.

  • Çalgılar:

    • Arp (yayvan ve büyük boyutlu, süslemeli)

    • Lir (tarihî Ur Liri bu dönemdendir)

    • Çift kamışlı nefesliler (aulos benzeri)

    • Vurmalı çalgılar (davul, ziller)

  • Yazılı Kanıtlar:
    Çivi yazılı tabletlerde müzik teorisine dair ilk örnekler bulundu. Notalar doğrudan yazılmasa da akort sistemleri kaydedildi.

  • Müzik Biçimi:
    Tek sesli (monofonik) ezgiler, ritmik ve tekrar eden melodik kalıplar.


2. Akad ve Babil Dönemi (M.Ö. 2000 – M.Ö. 539)

  • Müzikal Gelişmeler:

    • Müzik, kraliyet törenleri, ordunun moralini yükseltme ve dini ibadetlerde merkezi rol oynadı.

    • Babil döneminde müzik teorisi daha sistemli hale geldi; diyatonik dizilere benzer yapıların kullanıldığı biliniyor.

  • Çalgılar:

    • Daha gelişmiş lir ve arp türleri

    • Boru ve trompet benzeri nefesliler (özellikle askeri amaçlı)

    • Davul, zil, çıngırak gibi vurmalı çalgılar

  • Kültürel Etkiler:
    Akad ve Babil imparatorlukları, Mezopotamya dışından (özellikle Anadolu ve Elam) çalgılar ve müzikal fikirler ithal etti.

  • Toplumsal Kullanım:
    Tören müzikleri, ziyafet eğlenceleri ve askeri yürüyüşlerde güçlü ritmik müzikler kullanıldı.


3. Asur Dönemi (M.Ö. 900 – M.Ö. 612)

  • Müziğin Gücü:
    Asur müziği, özellikle askerî ve propaganda amaçlı yoğun biçimde kullanıldı. Büyük zafer kutlamalarında orkestralar yer aldı.

  • Çalgılar:

    • Uzun boyunlu telli çalgılar (tanbur benzeri)

    • Çeşitli davullar, zil takımları

    • Uzun borular ve trompetler (askeri alanda çok kullanıldı)

  • Sanatsal Kanıtlar:
    Asur kabartmalarında müzisyenler, tören alaylarında ve savaş ganimetlerinin kutlandığı sahnelerde resmedilmiştir.

  • Dini Rol:
    Tanrı Aššur ve İštar’a adanmış müzikli ritüeller düzenlenirdi.


4. Yeni Babil Dönemi ve Pers Etkisi (M.Ö. 612 – M.Ö. 331)

  • Kültürel Karma:
    Bu dönemde Babil, Pers hâkimiyetine girdiği için İran kökenli müzik unsurları eklendi.

  • Çalgılar:

    • Geleneksel Mezopotamya lirleri ve arpları hâlâ kullanılıyordu.

    • Pers sazları ve farklı ritmik davullar eklendi.

  • Müzik Tarzı:
    Daha zengin armonik yapılar olmasa da çok seslilik yerine karmaşık ritim ve süslemeler ön plana çıktı.

  • Toplumsal Kullanım:
    Müzik hem dini ayinlerde hem de seküler (dünyevi) kutlamalarda yer aldı. Bu dönemde müzik, halk arasında daha yaygınlaştı.

Ur kentindeki kral mezarları kazılarında elde edilen bulgulara göre, çalgıcılara “Zammeru”, vocal müzik yapanlara “nam” denmektedir. Ayrıca, biçim olarak “arp”a benzeyen iki tür lir’den bahsedilmektedir. Bu çalgılara genel olarak “algar” denmiştir. İlkel lir’in kalın seslisine “saggal”, ince seslisine “zagsal” adı verdikleri de bilinmektedir. Ancak bu çalgı-ların tınıları, akord ediliş biçimleri ve müzik işaretleri hakkında günümüze kalmış bilgi yoktur. (Say, 2010, s.35)

İngiliz bilgin Galpin 1937’de Sümer müziğini deşifre ederek bu günkü nota yazısına çevirmiştir.

Bulgulara göre, Asur’lularda dinsel törenleri yöneten rahipler resmi kayıtlar tutmuştur. Geç Asurlular döneminde (M.Ö. 1270-M.Ö. 606), ilkel yaşam biçiminden kalma dindışı müzik de vardır. Müzikçilerin şenliklere ve kral eğlencelerine katıldığı varsayılmaktadır. Kalde’liler döneminde (M.Ö. 626-M.Ö. 538), Kral II. Nabuşhadnezar zamanında (M.Ö. 604-562), bir askeri çalgı topluluğunun kurulduğunu, bu olaydan 400 yıl sonra yazılan “Daniel’ in Kitabı’ndan öğreniyoruz. Bu çalgı topluluğundaki boruya “qarna” (kornonun ilkeli), kamıştan üretilen düdüklere “masroqitha”, lir ya da kucakta çalınan arp çeşidine “kastrop” deniyordu. Aynı kaynağa göre, kalın sesli arp’a “sebbeka”, ince seslisine “psantrin” adı verilmiştir.

Asurluların yaptıkları kabartma resimlerde gördüğümüz çalgılar arasında; arp, lir, santur gibi çalgıların yanı sıra, “asor” adı verilen değnekle çalınan telli bir çalgının yer aldığı görülmektedir. Ayrıca, çifte düdük ile boru benzeri çalgılar ve zil, trompet ile tefi andıran enstrümanlar da kullandıkları görülmektedir.

Dönemin müziği hakkında bilgileri çeşitli mağara resimleri, yazılar ve enstrüman kalıntılarından alabiliyoruz. Mezopotamya’nın ilk uygarlığı olan Sümerlilerin tapınaklarında yapılan dinsel törenlerdeki yakarışlar, şiirsel özellikler taşıyordu. Bu yakarışların zamanla şarkılara dönüştüğü sanılmaktadır. MÖ 2000 yıllarından kalan belgeler, Sümer dualarında rahiplere bir koronun eşlik ettiğini yazar. Bu dualardaki ezgilere “sir”, rahibi ve koroya eşlik eden kamış kavallara “sem”, dinsel şarkılara da “ersemma” adı verilirdi.

Bu zamanlarda yalnızca dinî müzikler yapılmıyordu. Bu dönemdeki diğer müzik örnekleri; düğün şarkıları, cenaze şarkıları, savaş müziği, çalışma şarkıları, bebekler için söylenen şarkılar, dans müziği, taverna müziği ve şölen şarkıları idi.

Sümerlilerin ve onlardan sonra bölgeye hâkim olan Akatların dillerindeki kelimeler incelendiğinde, çeşitli müzik terimlerine rastlanır (MÖ 2500). Bu terimlere enstrüman isimleri, akort teknikleri, çalma teknikleri, müzik türleri örnek olarak verilebilir. Tarihte bilinen en eski besteciye de bu yazılarda rastlanır. MÖ 2300 yıllarında Ur kentinde yaşamış “Enheduanna” adlı bir rahibenin Ay Tanrısı Nanna ve Ay Tanrıçası Inanna’ya şarkılar yazdığından bahsedilir. Bu şarkıların sözleri, çivi yazılı tabletlerde günümüze kadar gelebilmiştir.

Babil’li Müzisyenler, MÖ 1800’lü yıllarda müzik konusunda yazmaya başladılar. “Enstrüman Akorduyla İlgili Bilgiler, Çalma Teknikleri, Nota Aralıkları ve Müzik Türleri” başlıca konulardı. Şu ana kadar bulunan en eski, yazılı müzik parçası ise yine Babil’lilere aittir. MÖ 1400-1250 yıllarından kalma olduğu sanılan bu parça, çivi yazısıyla, tablet üzerine yazılmıştır. Şarkı, Hurri dilindedir ancak tam olarak çevirisi yapılamamıştır. Ay Tanrısı’nın karısı Nikkal’a yazılmış bir şarkı olduğu tahmin edilmektedir. Müziğinin nasıl olduğu hakkında kayda değer bir buluş yoktur.

Müzik notasının ilk örnekleri bulunmuş olmasına rağmen dönemin müzisyenleri, parçaları notaya bakıp çalmıyorlardı. Nota sadece, müziği diğer nesillere aktarmak için kullanılan bir araçtı. Müzisyen notaya bakıyor, müziği öğreniyor ve sonra ezberden veya değiştirerek çalıyordu.

Babil’li Müzisyenlerin, müzik teorileri hakkında yazmaları; o zamanın müziği hakkında az çok fikir sahibi olmamızı sağlar. Bu yazılardan çıkarılabilenlere göre Babilliler ve büyük ihtimalle daha önce yaşayan Sümerliler, 7 notalık diyatonik dize’yi kullanıyorlardı. Kuramsal olarak 7 farklı diyatonik dize bulmuşlardı. Bu diziler, daha sonra Antik Yunan Uygarlığı’nda kullanılacak olan dizeler ile büyük benzerlik gösterecekti. Antik Yunan’da kullanılan dizilerin, Avrupa Müziği ve oradan günümüz müziğini etkilediği düşünülürse; “Günümüzdeki armoninin temeli, daha ilk çağlarda atılmıştır.” denilebilir.

Arkeologların eski bir Sümer kenti olan Ur’da yaptığı kazılar sonucu, çeşitli lir kalıntılarına ulaşılmıştır. Hatta kalıntıları bulunan ve MÖ 3200 yılından kaldığı tahmin edilen, Sümerlilerin kullanmış olduğu lir; yeniden birleştirilmiştir. Bu lir, boğa formunda olduğundan “boğa liri” (bull lyre) olarak adlandırılmıştır. Boğa formunun, verimliliği simgelediği düşünülmektedir. Bunların dışında, dönemin bilinen çalgıları; yan ve düz çalınan flüt “tiğ”, küçük davul “balag”, timpaninin ilkeli olan ikili davul “lilis”, bir çeşit tef olan “adapa”dır.

Mezopotamya’dan göç eden İbraniler, Akdeniz kıyısında Mısır ve Asur arasındaki geçiş yolu üstünde yerleşik bir konuma kavuştuklarında, çevrelerindeki tüm uygarlıkların edebiyatı, yasaları, şarkıları ve dinsel törenlerin etkisinde kalmışlar, edebiyata özen gösterdiklerinden her şeyi yazıya dökmüşler ve bugün elimizdeki pek çok eski bilginin kaynağını oluşturmuşlardır. Yahudi müziğinin gelişimi 3 ana dönemi kapsar. Göçebe dönem, Krallık Dönemi, Peygamber Dönemi.İbraniler için müzik, tümüyle dinsel törenlere, tapınmaya ilişkin bir kavram olarak yalnız tapınakta yer alır. Okunan metinler, özgün Babil ve Mısır şiirlerine dayalı ilahilerdir. Bu ezgiler Antiphon olarak adlandırılan bir biçimde düzenlenmiştir. Antiphonlar da dinsel lider, rahip veya haham, her dizenin yarısını söyler, halktan oluşan koro geri kalanını tamamlar; ya da baştaki kişi ilk tümceyi sunar, koro onu yineler. Bunlar aynı zamanda toplu nakaratlar olarak bilinir. Orta çağın başlangıcında derlenen Ambrosias ezgileri gibi pek çok yalın ezgi örneği Antiphon geleneğini sürdürmüştür. İbranilerde aynı zamanda danslar ve dünyasal müzik de gelişmiştir. İşçi şarkıları, ağıtlar ve kutlama ezgileri, tarihte ilk kez bu toplumda görülür. Değişimli (karşılıklı korolar vardır). Solo şarkıcılardan biri erkek, diğeri kadındır.(Musa ve Meryem). Tevrat’taki sözlü şarkıların melodi sitilleri şöyle tahmin edilmektedir. Sinagog müziğindeki çalgısal gösteriler süreç içinde vokal müzik çeşitlerine dönüşmüştür. İbraniler çalgıları geliştirme konusundaki katkıları önemlidir. İbrani çalgıları Mısır ve Asur çalgılarının benzeridir. Yahudi müziğinin evrelerine ilişkin çalgı bulguları, ya da çalgı resimleri çok azdır. Sonuç olarak, Tevrat’ta verilen bilgilerle yetinilmektedir. Çalgıcılar özellikle kadındır. İlk çalgıcının adı Juval ya da Judal’dır. Martin Luther’in çevirisine göre “kinnor” Kral Davud’un çalgısıdır: “on telli Arp” bulunmaktaydı. İbranilerde arp 5-9 telliydi.”Şofar” adlı boynuzdan yapılma üflemeli çalgının (ilkel korno) ağız parçası bulunmuyordu. Bunun dışında Tulum ve Kaval gibi üflemeli çalgılarla bugünkü tefin atası olan tof ile bronz ziller bulunmaktaydı. Bu dönemdeki melodilere ilişkin olarak günümüze hiç bir işaret kalmamıştır. Zengin bir geleneğe karşın, Kuzey Afrika, Suriye, Yemen ve Pers ülkelerinde yapılan müzik hakkında, günümüz etnomüzikoloji araştırmacılarının ortaya çıkardığı pek bir şey yoktur. Eğer kayıt sayılabilirse, Tevrat ve İncil’deki bilgilerden yola çıkılarak karşılaştırmalı yöntemle bazı tahminlere varılabilmektedir. Ancak, sinagoglarda yüzyıllardan beri yapıla gelen dinsel Yahudi Müziğinin İbranilerden (peygamberler çağı döneminden) kaynaklandığı açıktır. (Say,2010)

Mısır Müziği  

Nil ülkesi, yeryüzünün en eski yerleşim bölgesidir. Mısır uygarlığı dört ayrı döneme ayrılır:

  • Eski Devlet (M.Ö. 2850-M.Ö. 2160)
  • Orta Dönem Devleti (M.Ö. 2040-Ö.1650)
  • Yeni Devlet ( Ö. 1550-1070)
  • Geç Dönem (M.Ö. 771-Ö.332)

Oldukça verimli olan Nil kıyılarında tarım erken başlamıştır. Nil ovalarında yaşayan boylar, tarlalara zarar veren hayvanları uzaklaştırmak için ‘’çalpara’’ benzeri vurmalı ve sallamalı çalgılar icat etmiştir. Bu çalgılar giderek ‘’doğaya şükran dansları’’nın eşlikçisi olmuştur.

Mısır müziği antik çağlardan beri Mısır kültürünün bir parçası olmuştur. Eski mısırlılar, Tanrı Hathor’un müziği icat ettiğine ve Osiris’ in de dünyayı medenileştirmek için kullandığına inanırdı.

Piramit ve sfenkslerde bulunan resimlerde; çok kişili korolar, çeşitli arp, lir, flüt ve vurmalı çalgılardan oluşan büyük orkestralar göze çarpmaktadır. Bunlar, Mısır’da müziğin önemli bir yer tuttuğu konusunda bize kanıt sağlar.

Mısır tarihinde müziğin önemini, kazılarda bulunmuş çalgılardan, tapınak duvarlarındaki resimlerden öğreniyoruz. Mısırlıların gelişmiş bir dans kültürü olduğu, özellikle kadınların şarkı söyleyerek dans ettikleri de belgelenmiştir. (İlyasoğlu, 1994, s:3)

Telli çalgıların başında, dev bir yay olan ve yere oturtulan arp geliyordu. Tek parçadan oluşan şasesi, ilkel dönemlerin yay üzerine gerili ilk telli çalgısına benzer. Mısır’daki bu büyük arp’ın tel sayısı ise 6- 8’di. Sonraları arp, bir ‘’eşlik çalgısı’’ olarak küçüldü ve tellerinin sayısı arttı. Omuza alarak taşınabiliyordu. Üflemeli çalgı olarak kaval ve ‘’çifte kaval’’ vardı. Bu ikincisi, Fenikelilerden alınmıştır.

Vurmalı çalgılar ise şunlardı: El davulu (bir küçük timpani) Darbuka ya da dümbelek. Sistre çeşitleri olan İba-sistrum ve Naos-Sistrum.

Mısır’lıların bir müzik yazısına sahip olması düşünülemez. Ancak, belirli el işaretleri ve kol durumlarının açıklamaya çalıştığı resimlerle tonik ve dominant anlatılıyordu. Hickmann’a göre, çok sayıda el işaretleriyle ‘’şef, şarkıcı, kavalcı ve arpçı’’ resmedilmiştir.

Orta dönemde yeni çalgılar icat edilmiştir. Bu vurmalı çalgılar ‘’Küçükasya’’ ya da Afrika etkisiyle gelişmiştir. Mısır’da tapınaklarda kullanılmıştır. Mısırlı yazarların mezar duvarlarına resmettikleri topluluklar genelde şarkıcılardır.

Yeni krallık döneminde arp gelişmiştir: Tel sayısı 8-16 (genelde 10- 12). ‘’ El-arpı’’ denebilecek küçük arp çeşiti de bu dönemin ürünüdür. III. Ramses döneminde, insan boyundan büyük arp’ler de kullanılmıştır. Lut komşu ülkelerden ithal edilmiştir. Bu dönemde lut üç ayrı form sergiliyordu. Sümer ve Babil lut’unun benzeri ince boyunlusu; ‘’Rebap’’ tipinde olan ve gitar benzeri.

Geç dönemde, komşu ülkelerinin etkisi çok belirgindir. Herodot ve Platon (Eflatun) gibi klasik Yunan yazarları, Mısır müziğini konservativ (muhafazakar) olarak nitelenmişlerdir.

Mısırlılarının gözde çalgısı, ‘’ben’’ adını verdikleri arp’tır. İlk arp M.Ö. 2400 yıllarında yapılmış ve ünlü Giza piramitlerinden önce ortaya çıkmıştır.

‘’Met’’ adı verilen çifte klarnet, bambu kamışından yapılmıştır. Paralel iki kamış düdükten oluşur. Unison ses veren bu çalgı, Arp’ların ‘’zamr’’, ya da Türk’lerin ‘’zurna’’sı gibi, burundan sürekli soluk alınarak çalınırdı.

Asya’dan özellikle Çin’den daha büyük boy çalgılar gelmeye başladı. Bu erişim hem çalınan hem de söylenen müziği de etkiledi. (Mimaroğlu,1999,s:27)

Firavunlar rahip-krallıkdı; bu nedenle saray müziği ile tapınak müziği arasında bağ vardı. Saray müzikçileri şarkı söyler, çalgı çalar ve dansederlerdi. Yeni krallık döneminde tapınaklara kadın müzikçiler de girdi. Müzik ve dansın temposu canlandı. Asya kökenli çalgıların katılmasıyla ‘’Oriental etki’’ belirginleşti. Uzun saplı lut (ud), ya da ‘’pandora’’, günümüzde Sudan’da kullanılan 2-3 telli ‘’günbiri’’ye benzer.

Demir Çağı’na girildiğinde, Ortadoğu’nun bütün uygarlıklarındaki gibi, Mısır uygarlığının özgün karakteri kaybolmuştur. Yunanların M.Ö. 332’de, Romalıların M.Ö. 30’da ülkeyi işgal etmeleri üzerine tarihten silinmiştir.

Mısır’da müzik teorisi üzerine kalıcı bir çalışma yapılmadığı açıktır. Bilime dayalı bir müzik teorisini geliştiren Pythagoras (Fisagor)’un Babil’de yaptığı çalışmaları Mısır tapınaklarında sürdürmüştür.

Mısırlıların da en az Mezopotamyalılar kadar oktav, beşli ve dörtlü aralıkları bildiği kabul edilir; Arp yarım ton aralıkları ile büyük üçlüden, lir ise tam ton aralıklarıyla küçük üçlüden oluşan ‘’beş ses dizisi’’ne göre akord ediliyordu. Antik Yunan kaynakları, M.Ö. 246-221 yılları arasında İskenderiye’de yaşayan Roma’lı Ktesibios’un ‘’hydralius’’ (su orgu)nu icat ettiğini belirtir. Ancak bu buluş, Mısır geleneğinin değil, Romalıların bir ürünüdür.

Önemli bir ayrıntının daha üzerinde durulması gerekir: Mısır tapınaklarında kullanılan küçük çanlar, Hristiyanlığın yayılmasıyla giderek kilise tarafından da benimsenmiştir. Dönemsel özet geçersek;

1. Eski Devlet (M.Ö. 2850 – M.Ö. 2160)

  • Müziğin Toplumsal Rolü:
    Bu dönemde müzik, hem dini hem de saray yaşamında önemli bir yer tutuyordu. Tanrılarla iletişim aracı olarak kabul edilirdi. Törenlerde, tapınak ritüellerinde ve kraliyet davetlerinde müzik eşlikçiydi.

  • Çalgılar:
    En yaygın çalgılar arasında arp, flüt ve vurmalı çalgılar (davullar, çıngıraklar) bulunuyordu. Arp henüz dikey değil, yatay biçimde tutulurdu.

  • Müzik Tarzı:
    Melodiler tek sesli (monofonik) ve belirgin ritmik kalıplara sahipti.

  • Sanatsal Kanıtlar:
    Mezar duvarlarındaki resimler, arp çalan müzisyenleri ve flütçüleri tasvir eder. Bu resimler, müziğin hem eğlence hem ibadet için kullanıldığını gösterir.


2. Orta Dönem Devleti (M.Ö. 2040 – M.Ö. 1650)

  • Müziğin Gelişimi:
    Bu dönemde müzik, daha rafine hale geldi. Saray orkestralarının boyutu büyüdü ve kadın müzisyenlerin önemi arttı.

  • Çalgılar:
    Çift kamışlı obualar (aulos benzeri), daha büyük arplar, telli çalgılar (lir) ve vurmalı çalgılar yaygınlaştı.

  • Eğitim:
    Müzisyenler, genellikle saray ya da tapınak himayesinde yetiştirilirdi. Müzik, soylu çocukların eğitiminde de yer aldı.

  • Toplumsal Kullanım:
    Dini törenlerin yanı sıra, ziyafetler ve resmi kutlamalarda da icra edildi.


3. Yeni Devlet (M.Ö. 1550 – M.Ö. 1070)

  • Altın Çağ:
    Bu dönem, Mısır müziğinin en parlak evrelerinden biridir. İmparatorluğun zenginliği, müzik kültürüne büyük katkı sağladı.

  • Çalgılar:

    • Lir ve tanbur yaygınlaştı.

    • Sistrum (metal çerçeveli çıngırak) dini ritüellerde kullanıldı.

    • Ney ve çift kamışlı nefesli çalgılar önem kazandı.

  • Müzikal Etkiler:
    Ticaret ve savaş yoluyla Mezopotamya, Nubya ve Levant’tan müziksel etkiler alındı.

  • Müzik ve Din:
    Özellikle Amon ve Hathor tapınaklarında müzik, ibadetin temel parçasıydı. Hathor, “müziğin ve neşenin tanrıçası” olarak anılırdı.


4. Geç Dönem (M.Ö. 771 – M.Ö. 332)

  • Kültürel Değişim:
    Bu dönemde Mısır, yabancı etkiler (özellikle Asur, Pers ve Yunan) altına girdi. Bu etkiler müzikte de hissedildi.

  • Çalgılar:

    • Yunan lirleri ve flütleri Mısır’a girdi.

    • Geleneksel arp ve sistrum hâlâ kullanılıyordu, ancak icra teknikleri değişti.

  • Müzikal Karma:
    Geleneksel dini müzik, Yunan tarzı seküler müzikle yan yana var oldu.

  • Toplumsal Rol:
    Müziğin dini işlevi azalsa da eğlence ve toplumsal etkinliklerde kullanımı arttı.

Hint Müziği

Japon Müziği

Çin Müziği

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu