Hint Müziği

İlk Çağ Uygarlıklarından Günümüze Müzik

Hint Müziği

Hindistan, Umman Denizi ve Hint Okyanusu ile çevrilidir. Pakistan, Bangladeş, Birmanya, Çin, Nepal, Bhutan ile komşudur.

Hint müziği muhtemelen dünyanın en eski müzik kültürlerinden biridir. Hintliler için ilahi buyruğun bir parçası sayılan müzik insanların yaşamına, canlı ve cansız doğada muazzam etkileme gücüne sahiptir. Eski çağlardan beri sesin doğası hakkında fikirler yürüten Hintliler, müzikle ilahi tabiat arasında kavramsal bağlar kurmuşlar. Hindistan’da müzik yaratılışın başlangıcı, devamı ve sonu ile ilişkilendirilir, müzik yoluyla insan ruhunun dünya dışı yaşama yüceltmenin mümkün olduğuna inanılıyor ve bu yüzden müzisyenler kutsal kişi sayılır. (Kerimov, 2013.)

Kutsal öğreti, “Veda” (Kültür, Bilgi) adını taşıyan dört kitapta toplanmıştı. Bu kitaplardan üçüncüsü “Samaveda” (Şarkı Bilgisi), Eski Hint toplumunun müziği hakkında bilgi veriyordu. Kitap, Tanrı’ya adanan kurbanlarda söylenen ilahilerden bahsediyor, bir yandan da müzik teorisi hakkında bilgiler barındırıyordu. Yine bu kitapta bulunan bir efsaneye göre; müzik, Tanrı Brahma ve Tanrıça Sarasvati’nin bir eseriydi. Hintlilerin bilinen en eski çalgısı olan “Vina” ise Tanrı ve Tanrıçanın oğulları Naredda tarafından yapılmıştı. Tanrı Brahma, halkına Vina’yı vererek onları ödüllendirmişti. Bu yüzden Eski Hindistan’da müzik, kutsal sayılırdı.

Hint Müziği, terminoloji, üslup ve müziksel gramer farklılıklarından ötürü Hindustani müzik (Kuzey Hindistan) ve Karnatik müzik (Güney Hindistan) olmak üzere apayrı müzik alanları olarak ele alınır. Bu ayrım pek çok bakımdan her iki bölgenin farklı kültürel ve politik tarihini yansıtır: Güney Hindistan, görece bozulmamış Hindu kültürüyle, geleneğe sıkı sıkıya bağlı, şeklen tutucu, Sanskrit metinlerine ve önceki din adamı /bestecilere uymaktan gurur duyan bir müzik üretirken, Hind müziği, Aryanlarla başlayıp İngilizlerle son bulmuş olan 4000 yıllık sürekli bir istila ile göçe zorlanmış bir bölgeden geldiği için doğal olarak yaşadığı sentezleri yansıtır ve her ne kadar geleneğe saygı tüm Hint müziğinin en önemli bir parçası olsa da, o miras aldığı geleneğin kısıtlamalarından fazla etkilenmemiştir. Pratikteki doğaçlama tüm Hint müziğinde merkezi bir rol oynar.

Kuzey Hindistan’daki İslam ve Hindu kültürlerinin çarpışmasının bir başka sonucu da daha az dine dayalı bir müziğin ortaya çıkmasıydı. Dikkatin geleneksel metinlerden saf müzik alanını kayması Hint müziğinde daha esnek, daha maceracı bir tavrın doğmasına yol açmıştır. Fakat tarihsel ve kuramsal açıdan Hint müziğinin tümü ülkenin ruhsal hayatının içindedir. Müziğin ilkeleri ruhani ilkelerdir, yasaları ruhani yasalardır ve bu yasaların otoritesi dindir.  Estetik ve dini düşünce ayrılmaz şekilde birbirine bağlıdır. Hint müziğinin tarihi, büyük ölçüde Hindu ve Müslüman din adamlarının öğretilerinin ve buyruklarının bir toplamıdır. Bir müzik kuramı kitabının bir dinsel ödevler kitabından ayırmak mümkün değildir ve müzik hakkında çok sayıda eser olmasına rağmen sistematik, yalın bir müzik kuramı neredeyse yok gibidir. Bu arka planın Hintli müzisyene en büyük avantajı dünyevi açıdandır. Hintli müzisyen, böylece bir yığın kuramsal ve işe yarayacağı şüpheli tavsiyeye uyma yükünden kurtulmuş ve müziği gerçekten çalma konusunda büyük bir özgürlükle baş başa kalmış oluyordu. Özetle, Hintli müzisyene kalan tek kuramsal bilgi teknik değil tamamen estetik karakterdeydi. Hint müziği öğrencisinin, müzisyenliği geliştirmek için bir icracıdan pratik bilgi almak ve ustasının da yardımıyla, kişisel gelişimini ve müziksel kendine yeterliliğini sağlamaktan başka bir seçeneği yoktu.

Hint müziğinde, doğaçlamanın içinde gerçekleştirdiği çerçeveye RAGA adı verilir ve bu değişken bir çerçevedir. Sanskritçede “duymak” anlamına gelen, kullanılan en küçük aralık olan SRUTİ ve raganın moleküler yapısı olarak tanımlanan ve ezgisel etkinliğin çevresinde döneceği bir merkez olarak kullanılan SUVARA ve Sanskritçede “avuç” anlamına gelen ve ritmik çevrim olan TALA da değişkendir. Bu yüzden Hintli müzisyenin esas hammaddelerinin hepsi de sabit olmayıp, yoğrulabilir karakterdedir. Hintli müzisyen için doğaçlama, müziksel hayatın bir gerçeğidir.

Böylelikle RAGA malzemeyi, malzemeyi işlemenin standart yollarının ve icranın çerçevesini sağlıyor. Ayrıca standartlaşmış pek çok süsleme ve çarpma sesleri de vardır. Fakat her şey bir akış içindedir ve son halini icra sırasında alır. Bir başka özellik de, çoğu doğaçlama müzikte olduğu gibi, müziği oluşturan bileşenlerin açık hiyerarşik değerlere sahip olmasıdır. Bir parçanın kişiliğinin en güçlü ifadesi, en küçük ayrıntıda bulunabilir. ( Doğaçlama, Derek Bailey; Pan Yayıncılık)

RAGA

Hint Müziği’nde, 132 makam bulunur. Bu makamlar; renk, duygu, ruh durumu anlamına gelen “raga” olarak adlandırılır. Her raganın kullanıldığı farklı bir tören, farklı bir mevsim ve günün farklı bir saati vardı. Bir oktav, “şruti” denen 22 adet aralığa bölünmüştü ve aralıkların arası eşit değildi.

Ritim ölçüsü olarak “tala” kullanılırdı. Bugün bildiğimiz anlamda ritmin tersine; düzenli aralıklı değil, cümle uzunluklarına göre şekillenmiş, düzensiz aralıklı idi. Sevgi, mizah, trajedi, öfke, kahramanlık, terör, nefret, merak ve sükunet Hint estetiğinin temelini oluşturan dokuz ana duygudur. Milattan sonra 1. ya da 2. yüzyılda yaşadığı söylenen en eski Hint müzikoloğu Bilge Bharata bu duygulardan söz etmiş ve müzisyenin görevinin duyguları canlandırmak olduğunu söylemiştir. Hindistan’daki klasik müzik geleneği Bharata’nın ifade ettiği prensipler üzerine kurulmuştur ve bir meditasyon, konsantrasyon ve ibadet şekli olarak devam etmektedir. Raga, ya da müzik tavrı, tüm müziksel olayın temelidir. Raga, yedi müzik notasının estetik bir yorumudur ve her Raga’nın özel bir tadı ve ruh hali vardır. Tala müzik içinde bir bağdır. Her çalış için belirlenen bir süredir ve her süre tamamlandığında yeniden başlar. Tala ritimler arasında bir çok emprovizasyonu ve karmaşık varyasyonlara imkan sağlar. Raga, Tala ve sonsuz mikrotonların yardımıyla Hint müzisyenleri çok farklı duygular oluşturabilirler. Müziklerdeki melodili sesler bu tip müziğe aşina olsun olmasın her dinleyicide en derin duyguları canlandırır. Bugün Hint müzik geleneğinde baskın iki tarz vardır: Kuzey Hindistan müziği ve Güney Hindistan müziği. Geçmişleri ve felsefeleri yakın olduğu için bu iki müzik bazı ortak özelliklere sahiptir. Fakat ragaları (müzik tavırları) ve söylenişleri çoklukla birbirinden ayrılmaktadır. Hint Müziğinin Kuzey Ekolü’nün büyük isimleri arasında Amir Khusro (13. yüzyıl) ve 16. yüzyılda Moğol İmparatoru Akbar’ın sarayında yaşayan Miyan Tansen gösterilebilir. Güneyde ise Venkatamakhi (17. yüzyıl), Thyagaraja ve Shyama Shastri büyük müzisyenlerdendir. Tüm Hint müzisyenleri bir ekol mensubudur. Her ekolün kendine has gelenekleri ve çok katı kurallarla korunan ve devam ettirilen çalış tarzları vardır. Delhi, Agra, Gwalior ve Jaipur en meşhur ekollerdendir. Bugün güney ve kuzey müzikleri arasındaki etkileşim artmıştır. Bu etkileşim görkemli Hint müzik geleneğini daha da zenginleştirmektedir.

Hint Çalgıları

Hint müzik enstrümanları başlı başına bir güzelliğe sahiptir. Hint müziğinde kullanılan dört tip enstrüman vardır. Tantu (telli), Susir (üflemeli), Avanada (vurmalı) ile zil ve gonglardan oluşan Ghana. En çok kullanılan telli çalgılar vina, sitar, sarangi ve sarodtur. Vina ya da ud Bilge Bharata’nın müzik çalışmalarında kullandığı çalgıdır. Bugüne değin şekil olarak büyük ölçüde değişikliğe uğramıştır. Bir ya da iki parmakla çalınabilen Vina telleri en ince nüansları seslendirebilir. Sitar, üç telli demektir ve Amir Khusro tarafından icad edildiği söylenir. Tınlama, kurutulmuş su kabağından yapılan bölümde gerçekleşir ve çalgının diğer kısımları Hint meşesinden yapılır. İşaret parmağına takılan bir mızrapla çalınan yedi ana ve dokuz yardımcı teli vardır. Sarod, sitarın küçüğüdür ve iki tınlama bölümü vardır. On ana teli ve onbeş yardımcı teli vardır. Ana teller bir hindistan cevizi kabuk parçasıyla çalınır. Sarangi, yayla çalınan sapsız bir telli çalgıdır. Tüm gövde tek parça ağaçtan yapılmıştır ve oyuk parşömenle örtülmüştür. Sarangi çok farklı sesler üretebilir ve alışılmışın dışında bir teknikle çalınır. Hindistan’da kullanılan diğer telli çalgılar dilruba, esraj, tanpura, ektara ve mayuridir.

Vina:

Çift ağızlı bir flüt olan Shehnai Hindistan’daki en yaygın üflemeli çalgıdır. Bansuri, nadswaram, ninkirns ve pongi diğer shehnai benzeri çalgılardır. En çok kullanılan vurmalı çalgılar kuzeyde tabla, güneyde de mridangamdır. Pakhavaj, dholak, ghatam, kanjira ise diğer vurmalı çalgılardır. Çoğu ağaçtan yapılır ve derin ve tatlı bir ses çıkarırlar. Manjiras tapınak ayinlerinde kullanılan küçük pirinç zillerdir. Jhanj, kartal ve jal-tarang diğer Hint enstrümanlarıdır.(Bailey, 2011)

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu