Antik Yunan’da Müzik

İlk Çağ Uygarlıklarından Günümüze Müzik

Antik Yunan’da Müzik

Antik Yunan Uygarlığı hakkında elimizdeki verilerin kısıtlı olması nedeniyle, bu dönemin müziğinin düzenli tarihçesini yazmamız mümkün değildir. Arkeolojik kazılarda elde edilen bulgulardan, ancak parça parça bilgilere ulaşabiliyoruz.

image002 Antik Yunan'da Müzik Ege Denizi’nde bulunan Sakız ve Sisam Adalarında, MÖ 2500 yılından kalma,

mermerden yontulmuş çalgıcılara rastlanmıştır. Ayrıca Girit Adası’nda yapılan bir kazı sonucu, MÖ 1500 yılından kalma “çifte aulos ” veya “ lut ” gibi Yunan çalgıları bulunmuştur.

Arkaik Dönem (MÖ 7 ve 6. yy)de Isparta’da, Apollo adına müzik şenlikleri yapıldığı bilinmektedir. MÖ

7. yüzyılda Archilochus (680-645), Sappho (630-570) gibi dönemin ünlü şairlerinin, şiirlerini şarkı söyleyerek okudukları bilinir. Günümüze bu şarkıların sadece metinleri kalabilmiştir. MÖ 5 ve 4. yüzyıllarda, tragedyalarda müzik zaman zaman koroya eşlik etmiş; zaman zaman koro, sözleri melodik söylemiştir.

Antik Yunan Felsefesi’nde Müzik Düşüncesi

Antik Yunan’dan günümüze çok az şarkı kalmış olmasına rağmen o dönem filozoflarının yapıtları, müzik düşüncesi hakkında doyurucu bilgiler içermektedir. Diğer tüm alanlarda olduğu gibi müzik alanında da bir düşünce sistemi geliştiren, yine Antik Yunan Filozofları olmuştur.

Dönemin en önemli uğraşı olan doğa ve insanı anlama çabası, filozofları “Müziğin Doğası ve İnsan Üzerindeki Etkileri” konusunda düşündürmeye zorlamıştır. Pythagorasçılar ( Pisagorcular ), müzikte evrenin uyumunu aramış; Platon ve Aristo ise müziğin insan üzerindeki etkileri ve eğitimde nasıl kullanılabileceği konusunda düşünceler geliştirmişlerdir.

Pythagorasçı ( Pisagorcu ) Okul

image003 Antik Yunan'da Müzik

Müzik hakkında ilk önemli teorik araştırma, Pythagoras (Pisagor) tarafından yapılmıştır. Bu araştırmalar, daha sonra Pisagorcu Felsefe Okulu tarafından sürdürülmüş ve dönemin müzik düşüncesine önemli katkılarda bulunmuştur. Pisagorcular da dönemin diğer filozofları gibi evrenin mükemmel bir uyumu olduğu ve bu uyumun evrendeki her şeyde olması gerektiğine inanırlar.

Bu uyum; matematikte, fizikte, toplum yapısında, insan ruhunda hep vardır. Bu uyum, “ harmonia ” olarak adlandırılır. Pisagorcular için bu uyumu anlamak sayılar ile mümkündür. Bu uyumun -evrendeki her şeyde olması gerektiği için- müzikte de olması gerekir ve dolayısıyla müzik de sayılarla ifade edilebilir. Bu durum, Pisagorcuları sesler arasındaki matematiksel ilişkileri bulma ve müziğin doğasını sayılar aracılığıyla anlamaya yönlendirmiştir. Müzik doğasını anlamanın diğer önemli yanı, müziğin doğasını anlayarak evrendeki uyumu da anlama amacıdır çünkü müziğin içindeki seslerin ve evrenin uyumu, birbirinden farklı değildir.

Harmonia kavramı sayesinde, müzik ile astronomi arasında da çok yakın ilişkiler kurulmuştur. Bu ilişkilerin en önemli sonucunu, Pisagor’un Harmony of the Spheres (Kürelerin Uyumu) fikrinde görebiliriz: “Gezegenlerin hareketleri ve aralarındaki uzaklıklar, müzikte çeşitli nota aralıklarına ve dizilere denktir.“ Şöyle ki gezegenler arasındaki uyum ile sesler arasındaki uyum, bir benzerlik taşır. Zaten harmonia kavramı, bunun aksini mümkün kılmaz. Bu düşünce, çağlar boyunca birçok insanı etkilemiş; Shakespeare ( Şekspir ) “ The Tempest ” (Fırtına) oyununda bu düşünceden esinlenmiş, Modern Astronominin Kurucusu Johannes Kepler, eserlerini bu düşünce temeli üzerine kurmuştur.

Platon

image004 Antik Yunan'da Müzik

Antik Yunan Felsefesi, öncelikle “Doğa” ile ilgilenmiş ve bu konuda araştırmalar yapan doğa filozoflarını yetiştirmiştir. Sonra Sofistler ve Sokrates’le, insanın doğasını anlamaya ve iyi bir insan olarak yaşamak için pratikler geliştirmeye dayalı bir dönem başlamıştır. Platon, Aristo’yla birlikte bu dönemin zirve noktasını oluşturacak ancak maddi dünyayı yadsıyarak Aristo’dan ayrılacaktır. Platon’un maddi dünyayı yadsıması, kendi geliştirdiği ve tüm felsefesinin temelindeki “İdealar Dünyası” düşüncesinden kaynaklanır. Platon’un müzik üzerindeki görüşlerini daha iyi anlamak, bu düşünceyi anlamakla mümkündür. Oldukça geniş ve yer yer karmaşık olan idealar dünyasını bu yazıda her yönüyle ele almak, mümkün değildir. Burada, konuyu ancak ana hatlarıyla değerlendirebiliriz.

Platon’a göre iki tip evren vardır: İlki, üzerinde yaşadığımız, bildiğimiz anlamda fiziksel evren; diğeri evrendeki canlı cansız her varlığın ve her kavramın mükemmel ve tekil olarak var olduğu idealar evreni. Bu evrende, fiziksel evrendeki her şeyin tek bir örneği vardır; bu örnek, mükemmel olandır. Dünyada birçok kedi olmasına karşın evrende tek bir kedi ideası vardır; dünyadaki tüm kediler, bu kedi ideasının birer yansımasıdır. Dolayısıyla, fiziksel evrendeki her şey sadece birer yanılsamadır; gerçek olanlar, idealar evrenindedir. Bu durum, sadece somut maddeler için değil; renk, form gibi kavramlar için de geçerlidir. Sarı rengin tek bir ideası; yuvarlaklığın, düzlüğün ayrı ayrı ideaları vardır. Böylece, fiziksel evrendeki herhangi bir şey, birden fazla ideanın bir yansımasıdır. Örneğin; sarı renkte bir kedi, sarı ideasının ve kedi ideasının bir yansıması; yuvarlak, kahverengi bir masa da masa, yuvarlak ve kahverengi idealarının yansımasıdır.

Aynı durum; aşk, doğruluk, cesaret gibi soyut kavramlar için de geçerlidir. Bu geçerlilik, Platon’un felsefesini anlamamızda kilit rol oynar. Daha önceden değindiğimiz gibi Platon, insanın nasıl daha iyi bir hayat süreceği sorusunu soran filozoflar arasındadır. İnsanın iyi bir insan olmasını sağlayan doğruluk, cesaret ve adalet gibi kavramların da idealar dünyasında mükemmel olarak var olduğunu düşünürsek bu kavramların kişiden kişiye veya dönemden döneme değişmesi söz konusu olamaz çünkü idealar tektir ve -idealar evreninde zaman kavramı olmadığından- değişmezler. Dolayısıyla doğru insana ulaşmak için yapılması gereken tek şey, idealar evrenindeki doğruluk ideasına ulaşmaktır. Bu evrene ulaşmak, zihni fiziksel evrenden kopartıp idealar evrenine yükseltmekle, bu da ancak bir filozof sayesinde zihnin eğitilmesiyle mümkün olabilir.

Platon’un hayata, toplumsal yapıya ve sanata bakış açısı; hep bu zihinsel yükselme amacı üzerine kuruludur. Bu amaç, müzik üzerindeki düşüncelerinde de kendisini doğal olarak belli eder. Bu amaç etrafında Platon, müziği tarzına göre hem zihnin eğitiminin vazgeçilmez bir parçası sayarak yüceltir hem de bireyleri duygusallığa itip zihinlerinin yükselmesine engel oluşturabileceğinden güçlü bir şekilde kısıtlar. “Devlet” adlı eserinde Platon, yazının devamında ayrıntılı olarak göreceğimiz Yunan makamlarından bazılarını bireylerde cesaret, doğruluk gibi erdemleri yücelttiği gerekçesiyle överken bazı makamları da kötü duygular uyandırdığı gerekçesiyle yasaklar.

Harmonia kavramına inanan biri olarak Platon, müziğin evrendeki uyumu yansıttığı ve bu yüzden yüce bir şey olduğu konusunda Pisagorcu Okulla benzer görüşe sahiptir. Ayrıldığı nokta, ön plana zihnin yükselmesi sorununu koyarak müziği bu yolda bir araç olarak görmüş olmasıdır. Bu nedenle müzik, öncelikle aklın süzgecinden geçmelidir. Platon için müziğin amacı, bireylere haz vermektir. İyi müzik de kötü müzik de bireylere bir haz sağlar. Bu durumdan yola çıkarak iyi müziğin yaratmış olduğu iyi hazdan sonuna kadar yararlanmak, kötü müziğin yarattığı kötü hazdan ise tamamen kaçınmak gerekir. İyi müzik, uyumlu armoniye sahip ve insanda erdem duyguları uyandıran müzikler, kötü müzik ise insanların sadece zevk için dinlediği, kötü duygular uyandıran müziklerdir.

Böylece Platon, dönemin müziğini net bir şekilde iki kısma ayırır: Birincisi dönemin müzik insanlarının yaptığı, teoriye çok bağlı olmayan, kulağa hoş gelen ve insanları eğlendiren müzik; ikincisi ise Pisagorcu armoniye dayanan, evrendeki düzene tam olarak uyumlu yüksek bir bilinç düzeyinde yapılan ve her yönüyle düşünceye dayalı bir müzik. Müzik tarihinin her döneminde var olmuş ve günümüze kadar gelmiş olan, kurallara uygun sanat müziği ile doğaçlamaya dayalı halk müziği arasındaki ayrımın kökeni; Platon’un yaptığı bu ayrıma dayanır.

Gerek müzik yaşamından gerekse Platon ve Aristo’nun metinlerinden, Platon’a karşı sert bir muhalefetin olduğu bilinmektedir. Özellikle Epikurosçu Okulun hedonizm felsefesine dayanan düşüncelerinde, müziğin eğitici yönünden ziyade haz verici yönü ön plana çıkarılır.

Aristoteles (Aristo)

image005 Antik Yunan'da MüzikRönesans Döneminin Ünlü İtalyan Ressamı Raphael (1483-1520), “ Scuola di Atene ” (Atina Okulu) adlı tablosunda, Atina’nın filozoflarını resmeder. Resmin ortasında, Platon ve öğrencisi Aristo bulunur. Platon, parmağıyla “yukarıyı”, Aristo “aşağıyı” gösterir (bk. Resim 4). Bu resim, felsefe tarihinin temelini atan iki filozofun arasındaki temel farkı en iyi gösteren eserdir.

Platon, “İdealar” kuramıyla, dünyadaki her nesne ve kavramın özünün bu dünyanın dışındaki bir evrende bulunduğunu iddia etmişti. Aristo ise tüm nesne ve kavramların özünün bir ideada bulunduğu fikrini kabul etmesine karşın bu idealar dünyasını, gerçek dünyanın içine koymuştur. Böylece, karşımıza hepsi yaşadığımız fiziksel dünya üzerine olmak üzere iki kavram çıkar: Evrende tek tek algıladığımız, Platon’un da birer yanılsama olarak gördüğü “tekil” ( singularis ) ve bir tekil nesnenin özünün, varoluşunun nedeni olan “tümel” ( universalis ).

Tekil varlıklar, sadece tümele dayandırılarak açıklanabilir. Burada, keskin bir fark daha görülmektedir: Platon için amaç; idealar dünyasını, tümeli anlamaktır. Aristo içinse tümeli anlamak, tekili anlamak için bir araçtır; asıl amaç, tekili anlamaktır.

image007 Antik Yunan'da Müzik

Atina Okulu (Platon ortada solda, Aristoteles ortada sağda.)

Aristo, tümeli fiziksel dünya içine koyduğundan neredeyse tamamen fiziksel dünya ile ilgilenmiştir. Raphael’in tablosundaki farkın nedeni de budur. O zaman, dünya üzerindeki hemen hemen tüm bilgiye sahip olan Aristo, düşüncesini tamamen bir sınıflandırma üzerine kurmuştur. Bu sınıflandırmayı sadece doğadaki varlıklar üzerine değil, sanat türleri ve bu türlerin kendi içerisindeki alt türleri üzerine yapmıştır. Aristo’da, Platon’daki gibi akıl yoluyla idealar dünyasına ulaşma ve yaşamı buna göre şekillendirme yerine, bu dünyayı tam anlamıyla anlama amacı hâkimdir. Bu amaç, Aristo’nun müzik düşüncesini Platon’daki gibi doğrudan etkilemez ama düşünsel anlamda dolaylı bir şekillendirmeden söz edilebilir.

Aristo’nun insanların eğitimi ve devlet yönetimi sorununu ele aldığı “Politika” adlı eserinin sekizinci ve son kitabı, tamamen müzik sorununa adanmıştır. Müzik konusundaki görüşlerinin çoğunu bu bölümden öğrenebiliyoruz. Aristo da Platon gibi müziğin temel amacının haz vermek olduğunu kabul eder ve bu haz konusunda dikkatli davranılması gerektiğini düşünür. Müziğin eğitim için gerekli olduğu konusunda da Platon ile aynı görüştedir ancak bu gerekliliğe farklı bir yön verir. Bu yön, “ skhole ” (boş zaman) ile tanımlanır. İnsan, iyi bir yurttaş olmak için çalışmak zorundadır ancak çalışmayıp dinlenebileceği boş bir vakte de ihtiyaç duyar. Bu boş vakitte dinlenebilmeli ve mutlu olmalı; bir başka deyişle, haz almalıdır. Ancak bu haz, kişiyi daha üst bir noktaya taşımalı, sıradan insanların hiçbir amacı olmayan hazlarından farklı olmalıdır. Aristo bu hazzı, “müzik” olarak tanımlar. Dolayısıyla, müziğin nasıl olması gerektiğini araştırırken de müziğin bu ödevini göz önüne alır.

Müzik, ideal bir boş zaman etkinliği olduğuna göre bireylere müzik eğitimi verilmesi önemlidir. Bu şekilde, insanlar boş zamanlarında müzikle ilgilenebilecekler ve böylece hem haz duyup mutlu olacaklar hem de bu uğraş, gelişmelerine katkıda bulunacaktır. Ancak bu hazzın niteliği önemli olduğundan her tür müzik, eğitim için uygun değildir. Bu konuda Aristo, Platon’dan daha serbesttir. Eğitim için olan müzik konusunda Platon kadar serttir ancak bireydeki duyguları coşturan veya bireye acı veren melodileri onun gibi dışlamak yerine, onları, “dinlenecek müzik” olarak farklı bir kategoriye koyar. Bu kategorinin temeli, Aristo’nun tragedyayı da tanımlarken kullandığı “ katharsis ” kavramıdır. Şiir sanatının incelendiği “Poetika” adlı eserinde, bu kavram şöyle tanımlanır: “Tragedyanın ödevi, uyandırdığı acıma ve korku duygularıyla ruhu tutkulardan temizlemektir.” Bireylere acı veren müzikler de bireylerin, tutkularından kurtulmalarına yardım ettiği taktirde dinlenmesi gereken müzikler arasındadır.

Yukarıdaki ayrımdan yola çıkarak eğitim için müzikle ilgilenenler ile profesyonel müzisyenler arasına da net bir ayrım koyar: Müzisyenler, müziği para kazanmak ve başkalarını eğlendirmek için yaparlar ve bu, yüceltici bir uğraş değildir. Ayrıca bir müzisyen kadar iyi bir şekilde bir çalgıyı çalmak için çok zaman harcanması gerekir ve bu durum, soylu bir kimseyi diğer ödevlerinden mahrum bırakır. Bu yüzden, soylulara sadece gerektiği kadar müzik eğitimi verilmelidir. Aristo’ya göre, çalınması zor olan üflemeli çalgılar ile kitharanın eğitimde kullanılması uygun değildir. Makam olarak da makamların en oturaklısı ve taşıdığı ahlaki niteliğin de erkekçe bir nitelik olması bakımından, “ dorian ” makamının en uygun makam olacağını belirtir. Kitabın sonunda, yumuşak uyumlara sahip makamları yasakladığı için Platon’u eleştirir. Yüksek tonlu şarkıların yaşlılar için uygun olmayacağı görüşüyle, “ lydian ” gibi alçak tonlu makamların bulunmasını da gerekli görür.

Antik Yunan’da Müzik Teorisi

Müzik teorisi üzerine kapsamlı olarak çalışan ilk ismin Pisagor olduğunu söylemiştik ancak müzik üzerine hiçbir eseri, günümüze kadar yaşamamıştır. Bu filozof ve müzikle ilgili teorisi hakkında bildiklerimizi, ancak diğer filozofların alıntılarından öğrenebilmekteyiz. Parça parça da olsa şu ana kadar var olabilmiş ilk teorik eser, MÖ 330 yılında Aristo’nun öğrencisi Aristoxenus tarafından yazılmış “ Harmonic Elements and Rhythmic Elements ” adlı eserdir. Ayrıca Claudius Ptolemaeus (83- 165), Cleonides (yaklaşık 3. yy), Aristides Quintilianus (yaklaşık 3. yy); Yunan dünyasının önemli müzik teorisyenlerindendir. Teorileri, Hristiyan Müziği’ni etkileyerek Batı Müziği’nin temelini oluşturmuştur.

Aralıkların hesaplanması ‘mod’(makam) adlı ses dizilerinin düzenlenmesini getirmiştir. Yunan’lar, müzik ve insan arasında daha doğru yoldan bir bağ kurmuşlardır. Örneğin Aristotales ‘Politika’ eserinde şöyle demiştir:’ Makamlar çeşitlidir; bunları dinleyen de ayrı ayrı etkiler altında kalır. Bazıları, Miksolidyan makamı gibi, insanı hüzne götürür; bazıları kafaya durgunluk verir; bazıları esenlik getirir, Dorya makamı gibi; Frigya makamı ise coşkunluk aşılar.

Ethos yüzünden ezginin insanı eğitici niteliği yüzünden, müzik yapma, aulos ve lir çalma, eğitimin ve bilgeliğin en önemli dallarından biri gibi tutulmuş, okullarda müzik dilden ve matematikten önce gelmiş, üstelik, Ardadya’da bu çalgıları çalmak, 30 yaşına kadar zorunlu kılınmıştır . İnsan aklını ve görgülerini, yalnız varlığını ayakta tutmak için gerekli pratik ve teknik bilgiler edinmek yolunda kullanmakla yetinmez olur. Yalnız bilmek için de bilmek ister, böyleye ve ‘ praxis’in üstünde ‘ theoria’ya yükselir, dolayısıyla bilime varır. İşte felsefe böyle bir anda, böyle bir durumda doğmuştur. Antik Yunan’da halk ozanları geleneği sayesinde şiir ile müzik iç içedir. Sachs, bu geleneği şöyle betimlemiştir .”Yunan ülkesinin her yanında ve sömürgelerde müzik yapılıyordu. Ancak müziği meslek edinmiş olanlar, bu yaygınlık oranında değildi. Bu çeşit müzikçilerin eski örneklerinden biri olan Homeros, bir halk ozanıydı. Hem ozan, hem lir çalgıcısı, hem şarkıcı (Saygun.1994:50-51)

Antik Yunan’da Enstrümanlar

Yunan Uygarlığı’ndaki enstrümanlarla ilgili olarak Mezopotamya’daki enstrümanlardan daha fazla bilgiye sahibiz. Bu bilgiler; yazılar, arkeolojik kalıntılar ve çeşitli eşyalar üzerine yapılmış resimlerden çıkarılabilmektedir. Dönemin en önemli enstrümanları lir, aulos ve kithara’dır . Bunun dışında panflüt , orgun ilk örneği olan su orgu, korno, arp ve çeşitli perküsyon aletlerine rastlanmıştır.

Lir

Pena veya benzeri bir cisimle çalınan telli bir çalgıydı. İlk lirler, tetrakord yapısına uygun olarak dört telli yapılırdı. Tel sayısı giderek arttı ve on beşe kadar ulaştı ancak genelde lirler, Yunan modlarına uygun olarak yedi telli idi. Çalınacak moda uygun olarak yedi tel, akord edilirdi.

image008 Antik Yunan'da MüzikLirde, sesin tınladığı bir gövde bulunur. Bu gövdeden içeri ve dışarı kıvrılan iki kol, yükselerek bir çeşit boyunduruk ile birbirine bağlanır. Diğer boyunduruk, gövdeye sabitlenir.Teller bu boyunduruklar arasına gerilir. Uzunlukları arasında bir fark yoktur; ses farkı, tellerin değişken kalınlıkları ve gerginlikleri ile elde edilir. Sağ el bir pena yardımıyla telleri çalarken sol el, istenmeyen tellerin susturulmasını sağlar.

Yunan Mitolojisi’nde lir; ışık, kehanet, sanat, müzik ve Şiirin Tanrısı Apollo’nun çalgısıdır. Lir çalabilmek, Atina’da eğitimin çok önemli bir parçası sayılıyordu. Danslarda, şarkılarda, çeşitli şiirlerin söylenmesinde sürekli eşlik çalgısı olarak kullanılırdı. Hatta lirik şiir ( lyric poetry )in, adını lir ile birlikte söylenmesinden aldığı söylenir.

Kithara

image009 Antik Yunan'da Müzik Kitharanın yapısı, mantık olarak lirle aynıdır ancak lirden daha karmaşık, daha büyük ve çalınması daha zor bir enstrümandır. Lir, müzisyen olmayan biri tarafından da çok rahat bir şekilde çalınabilirken kithara , ancak dönemin profesyonel müzisyenleri tarafından çalınmaktaydı. Kithara çalgıcılarına, “ kitharode ” deniliyordu.

Gövde, tahtadan oluşur ve genelde düz bir zemine sahiptir. Gövdenin kenarlarından yükselen iki adet kol; bazen düz, bazen hafif kıvrımlıdır. Bu iki kol birbirine bir boyunduruk yardımıyla bağlanır, yedi tel bu boyunduruk ile gövdede bulunan bir parça arasına gerilir. Kitharode , çalgıyı sol omzundan destek alarak havaya çalar. Lirde olduğu gibi sağ el tellere vurur, sol el ise istenmeyen telleri susturur.

Aulos

image010 Antik Yunan'da Müzik

Resim 8: Bir aulos çalgıcısı

Yunanlıların en önemli üflemeli çalgısı, aulostu . Çifte kamışlı bir çalgıdır, her kamışın üzerinde parmak delikleri ve uçlarında, sesin çıktığı bölge olan dil ( reed ) bulunur. Çift yapısı itibarıyla, günümüzde kullanılan obua’ya benzer. Sesin değişimi; deliklerdeki parmak pozisyonları, dilin ağızdaki pozisyonu ve üflenen havanın değişimi ile sağlanır. Aulos çalan insanların resimlerinde, iki kamışta da parmak pozisyonlarının genelde aynı olduğu görülür. Tahminlere göre iki kamış arasında çok az bir ses farkı vardı ve bu farkı, titrek ve yankılanan bir ses yaratıyordu.

Aulos , özellikle Şarap Tanrısı Dionysos için yapılan törenlerde çok sık kullanıldı. Antik Yunan Tragedyası’nın üç büyük yazarı Aeschylus (MÖ 524-455), Sophocles (MÖ 496-406) ve Euripides’in (MÖ 486-406) Dionysos Festivalleri için yazdığı tragedyalarda, koroya aulos eşlik ederdi. Olimpiyat Oyunlarında da kullanılan bir çalgıydı.

Panflüt ( Sirinks )

image011 Antik Yunan'da MüzikBirden fazla (genelde yedi) kamışın farklı uzunluklarda kesilip yan yana birleştirilmesine dayanır. Kamışların tepelerindeki deliğe hava üflenerek (boş bir cam şişenin çıkardığı ses gibi) ses çıkarılır. Kamışlar farklı uzunluklarda kesildiği için her kamıştan farklı bir ses çıkar.

Antik Yunan’da panflüt , Su Perisi Syrinx ( Sirinks )’in adını almıştır. Efsaneye göre Kırların ve Çobanların Tanrısı Pan , bu güzel su perisine âşık olur. Syrinx de Pan’dan kaçmak için bir nehirdeki su perilerinden yardım ister. Nehirdeki su perileri, onu bir su kamışı bitkisine çevirir. Pan da bu bitkilerden bazılarını keser ve panflütü yapar.

Antik Yunan’da Müzik Modları

Yunan müzik teorisi geleneksel olarak yedi genel başlık altında toplanmıştır. Notalar, aralıklar, makam soyları, dizi sistemleri, perdeler, modülasyon ve melodik kompozisyon.Bu sıralama, Tarentum’lu Aristoksenes tarafından M.Ö. 330y yılında yazıldığı sanılan ” Armonik Elemanlar” adlı kitapta yer almıştır. Daha sonra M.S. 2. yüzyılda yaşadığı sanılan Kleonides , Yunan modlarını bir oktav içinde yeniden sıralamıştır. (Say,2006, s: 57)

Yunan modları, tam ve yarım perdelerin inici olarak kendine özgü bir sıra oluşturduğu dizilerdir ve hepsinde, dizinin aşağı doğru beşinci derecesinden başlayan ikincil bir dizi yer alırdı. Bu ikincil diziler, Yunanca “aşağı” anlamındaki hipo ön adı ile belirtilirdi. Böylece örneğin Dorien dizisinin ikincili ” Hypodorien “; Frigyen dizisinin ikincili ” Hypophrygien “; Lydien dizisinin ikincili ” Hypolydien ” adını taşıyordu. (Say,2009, s:77)

1. Dorien ( doryen ) : Mi inci dizi

2. Phrygien ( frigyen ) : Re inici dizi

3. Lydien ( lidyen ) : Do inici dizi

4. Mixolidyen ( miksolidyen ) : Si inici dizi

5. Hypodorien ( hipodoryen ) : La inici dizi

6. Hypophrygien ( hipofrigyen ) : Sol inici dizi

7. Hypolydien ( hipolidyen ) : Fa inici dizi

1. Dorian( Doryen )

Dorian modu, özellikle miladi 5. yy civarında sıkça kullanımı ilebilinen eski ses dizilerinden biridir. Vokal müziğindeki kullanımı ile dikkat çeken Dorian modu, o dönemde genellikle toplu olarak( vokal gruplarınca), aşk şarkılarında, trajedi ve özellikle ağıtlarda kullanılmıştır. Bu modda yazılmış olan eserler o dönemde büyük üçlüde “koro” ile seslendirilmiştir. Birçok ruh halinin yansıtılabildiği, masalsı bir etkiye sahiptir. O dönemde “lir” çalmayı öğrenen çocuklara ilk öğretilen ses dizisi olduğu iddia edilmektedir. image013 Antik Yunan'da Müzik

2. Phrygien ( frigyen )

image015 Antik Yunan'da MüzikPhrygian modu, Antik Yunan’da özellikle enstrüman ( kithara ) müziği için kullanılmış olan bir ses dizisidir. Her tip ruh halinin yansıtılabildiği bir yapıya sahip olan bu dizi geçmişte, dini kutlamalarda ve bayramlarda kullanılmıştır . Mitolojik anlamda tanrılara ibadet için de kullanıldığını ileri sürenler vardır. 11 Karanlık ve gergin bir havası olan Phrygian , sonraki dönemlerde Flamenko müziğindeki en temel ses dizisi olmuştur.

3. LYDİAN( Lidyen )

Geçmişte Lydian modu, Ionian modu sınıfında; yani gevşetici, yumuşak etkisi olan modlar arasında ele alınmıştır. Her ne kadar gevşetici bir etkisi olduğu iddia edilse de yüksek bir etkileme gücü olduğu da ileri sürülmektedir. Hatta bu modu çocukların daha rahat algılayabileceğini, bunun onlar için bir eğlence olarak algılanabileceğini ileri sürenler dahi olmuştur.. (West,1992, s: 182)

image017 Antik Yunan'da Müzik

4. MİXOLYDİAN( Miksolidyen )

Geçmişte Mixolydian modu, “Dorian” gibi trajedilerin ifadesinde kullanılmış bir ses dizisidir. “İçgüdüsel” ve “ ağıtsal ” olarak nitelendirilen bu modun “merhamet” duygusu uyandırdığı iddia edilmektedir.. (West,1992, s:182)

image019 Antik Yunan'da Müzik

5. HYPODORİEN( Hipodoryen )

Hypodorien dizisi Aeolic kültürünün açık yürekli, dürüst ve cömert insanlarına has bir ses dizisi olduğu kabul edilmiştir.

image021 Antik Yunan'da Müzik

6. HYPOPHRYGİEN( Hipofirigyen )

Locrian modunun, İtalya’nın “ Locri ” bölgesinde yaşamış bir besteci olan Xenocritus tarafından bulunmuş olduğu ileri sürülmektedir. Eski armoni kitaplarında bu modun “ Hypodorian ” dizisi ile aynı etkiye sahip olduğu belirtilmiştir. image023 Antik Yunan'da Müzik

7. HYPOLYDİEN( Hipolidyen )

Günümüzün iyonyen modu Antik Yunan modlarında hypolydiene denk gelir. “Bu ses dizisi, Türk müziğindeki “Çargâh” makamı ile benzer bir duyuma sahiptir.”

image025 Antik Yunan'da Müzik

Kilise Modları

Tarih boyunca doğu ve batı müziklerinde çeşitli diziler kullanılmıştır. Makam, mod, ton gibi adlar taşıyan bu diziler, bir müzik sisteminin ürünüdür.

Avrupa müziğinin temel dizisi olan diyatonik dizi, bir sekizli içinde tam ve yarım perdeleri içerir. Bu gerçekliğe, günümüz Avrupa kültürünün de temeli olan Antik Yunan kültürü olanak olanak açmıştır.

İlkçağdaki Yunan müzik sistemi, mod adı verilen dizilere dayanır. Modal sistem, tarih boyunca etkili olmuştur: Ortaçağ kilise müziği, modları taklit etmiştir. Avrupa’daki halk şarkılarının çoğunluğu modaldir. Rönesans çağının çoksesliliği başlangıçta bu dizilere dayanıyordu. Daha sonraki dönemlerin armonik çatkılı müzikleri de modların etkisini taşır: Palestrina,Byrd , hatta Bach ve Haendel , bu etkiyi hissetmişlerdir. Beethoven’in son kuartetlerinden birinde (op.132), Yunan’ların Lidyen modu kullanılmıştır. Günümüz bestecileri de modal müzikten yararlanır.

Yunanlar, modlara Doryen , Frigyen , Lidyen , Miksolidyen gibi adlar vermişlerdi.Bu yoldan müzik ile insan arasınd bağlar kuruyorlardı. Aristo,’’Politika ’’ adlı eserinde şöyle yazar:

‘’Modlar çeşitlidir. Bunları dinleyenler değişik etkiler altında kalır. Miksolidyen hüzün verir. Doryen esenlik getirir. Frigyen coşku aşılar…’’

Aristo’nun yakıştırmaları bir ölçüde doğru olmakla birlikte, gerçeği tam yansıtmaz. Bütün diziler ve bu arada Yunan modları, melodinin sadece cansız birer soyutlamasıdır. Dizilerden üretilen melodiler, estirdiği müzikal rüzgarla anlam kazanır. Demek ki bir dizi ile ondan çıkan melodiler arasında sıkı bağlar vardır , ama tek başına diziler, kanıyla canıyla bizi duygulara sürükleyen ‘’müzik’’ değildir, melodi değildir. Onlar, yararlanılacak temel malzemedir.

Yunan modları, tam ve yarım perdelerin inici olarak kendine özgü bir sıra oluşturduğu dizilerdi ve hepsinde, dizinin aşağıya doğru beşinci derecesinden başlayan ikincil bir dizi yer alırdı. Bu ikincil diziler, Yunanca ‘’aşağı’’ anlamındaki hipo ön adıyla belirtilirdi. Böylece örneğin Doryen dizisinin ikincili ‘’ Hipodoryen ’’; Frigyen dizisinin ikincili ‘’ Hipofrigyen ’’; Lidyen dizisinin ikincili ‘’ Hipolidyen ’’ adını taşıyordu:

image027 Antik Yunan'da Müzik

Ortaçağ modları çeşitli kaynaklarda Kilise modları olarak da isimlendirilir. Milano Piskoposu St. Ambrosius (340-397) batıda Hristiyan müziğine düzen getirmekle görevlendirilmiş ve kendi kilisesinin müzikli ayinlerini saptamıştır. Re,Mi , Fa,Sol seslerinden başlayan diziler oluşturulmuş Doryen,Frigyen ,Lidyen ve Miksolidyen adlarını verdiği bu diziler otantik (ana) mod olarak isimlendirilmiştir.

Halk ezgilerinin tören müziğine fazlaca karışmış olması giderek kaygı verici olmuş, bunun üzerine papa yetkilerini de elinde bulunduran Büyük Gregor (M.S. 540- 604 ) tören müziğini sadeleştirme yoluna gitmiştir. Bu amaçla düzenlediği melodiler Gregor şarkıları ya da Plaint-Chant (saf şarkı) adı ile günümüze kadar gelmiştir. Papa Gregor kilise makamlarına dört makam daha eklemiştir.

Böylece St.Ambrosius’un düzenlediği Doryen (1.), Frigyen (2.), Lidyen (3.), Miksolidyen (4.) ana (otantik) modlar, Papa Gregor’un düzenlediği diğer modlar ise (yan, yardımcı) modlar olarak isimlendirilir. Plagal modlar ana modların beşinci sesi üzerine kurulmakta ve ana modların dört ses altından başlamaktadır. Bu nedenle ‘’alt’’ anlamına gelen ‘’ hipo ’’ ekini alırlar ve ana dizinin bitiş sesi olan dördüncü seste sona ererler.

image035 Antik Yunan'da Müzik

 

image049 Antik Yunan'da Müzik

Plaint-Chant müziğinde ritm yoktur. Notaların değeri, yani süresi, hecelerin değerine bağlıdır. Bu notalar hep aynı değerde yazılırlar.

Plaint-Chant müziğinde sözler Latincedir. Ritmik sistem bulunmadığı için ve ezgiler, ölçüler halinde bölünmüş olmadığından, melodi sanki Latince bir düzyazı okunuyormuş gibi seslendirilirdi.

Bunun sonucu olarak, Cermen ve Galya papazları geleneksel ezgileri, ülkelerinde alışıldığı gibi, bir notaya bir hece gelecek biçimde değişikliklere uğrattılar. İlk yapılan değişiklik, sonu gelmez sesler zincirinin altına yeni sözler katmak oldu. Bununla da kalınmadı. Kısa bir süre sonra Gregorius şarkılarının alleluia ezgileri Batı yatkınlığına uygun köşeli ritmli şarkılar oldu. Büyük törenlerde bu şarkılar, kalabalık çocuk koroları tarafından çok kez ağırbaşlı antifon’lar olarak söylendi.

Ortaçağ müzik sistemine özellikle müzik yazısı alanında katkıda bulunan teorisyenlerden biri de M.S. 10. Yüzyılda yaşamış Hucbaldus’dur . Bu teorici, Aristoksenes’in bir çağdaşı gibi makamları yeniden tetrakort sistemine dayamıştır. Hucbaldus da Boetius gibi Antik Yunan terminolojisini ısrarla kullanmıştır.

Sonuç olarak denilebilir ki Erken Ortaçağ müziği, eski Yunan makamlarını öykünen, tek sesli kilise müziğinden oluşan, kalıpçı, kendini yineleyen, durağan bir müzik anlayışını temsil eder.

Milattan sonra 590-604 yılları arasında Papa Gregorius , kilise müziğindekullanılacak dinsel şarkıları belirlemiştir. Bundan ötürü Hristiyan ayinlerine özgü müziklere ‘’ chant gregoryen’’ (şan gregoryen) denmiştir. Papa Gregor’un sekiz kilise makamındaki sesler, Antik Yunan’daki gibi inici değil, çıkıcıydı. Makamların 4. Yüzyılda belirlenmiş olanlarına ‘’otantik’’, Gregor’un eklediği dördüne ise ‘’ plagal ’’ deniyordu:

image051 Antik Yunan'da Müzik

Tarih ondan ders çıkarmak için öğrenilir: Minör ve majör diziler aslında Eolyen ve İyonyen modlarının aynıdır. Bu dizilerin resmen kabul edilmesi 16. Yüzyıla rastlar, ama onların 13.Yüzyıldan beri halk arasında yaygın biçimde kullanıldığı bilinmektedir: Ortaçağda , Eolyen ve İyonyen modlarında çok sayıda halk şarkısı, danslar, kanon ve benzeri parçalar bestelenmiştir. Elimizdeki en eski belge, 1239 yılında İyonyen modunda yazılmış olan ‘’ Sumer Is Icumen In ’’ adlı kanondur.

5. GÜNÜMÜZDE KULLANILAN MODLAR

Ana modlarla plagalleri arasındaki benzerlik ve zaman içinde modların kullanımları sonucu plagal modlar elenerek sadeleşme yoluna gidilmiştir. 16. Yüzyılın sonlarına doğru müzikteki gelişimlerle yedi mod son halini almıştır.

image052 Antik Yunan'da Müzik

Modların Kullanımı ve Günümüzdeki Önemi

Modal dizilere, günümüz bestecilerinin eserlerinde olduğu kadar klasik dönem eserlerinde de rastlanmaktadır. Tamamen bu dizilerde yazılmasa da yer yer kullanılması, yapıtlara farklı bir tat ve farklı bir etki kazandırmaktadır. Günümüzde Rock ve Caz müziğinde kilise modları kullanılmaktadır. Özellikle Caz müziğinde temel dizilerden biri olarak işlev gören modlardan, doğaçlama çalışmalarında da yararlanılmaktadır.

 

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu